|
Romanın Başlıca Karakterleri Feride: Romanın başkahramanı. Küçük yaşta anne babasını yitirmiş, Fransız okulu Nötre Dame de Sion'u bitirince Bursa, Çanakkale, İzmir'de çeşitli kademelerde öğretmenlik yapmış, idealist bir genç kız. Kamran: Feride'nin teyzesinin oğlu. Onu lise yıllarından beri seven, evlenmek isteyen, nişanlanan, genç ve yakışıklı bir insan. Munise: Feride'nin öğretmenliğe ilk adımı attığı Zeyniler Köyü'nde tanıdığı ilkokul öğrencisi. Annesi sevdiği başka birine kaçmış, babası köyden başka bir kadınla evlenen cana yakın bir kız. Hayrullah Bey: Feride'nin bir soygun sonrası çıkan eşkıya-Jandarma çatışmasında köy odasında tanıştığı zabit.Kendisini koruyan, çocuğu gibi seven, onun zarar görmemesi için de kağıt üzerinde bir evlilik yapan, iyiliksever bir insan. Pek küçük yaşındayken annesi ölen feride -babası da sınır sınır dolaşan bir subay olduğu için- büyükanne, teyze gibi yakın akrabasının elinde büyümeye başlar. Okul çağma gelince kendisini İstanbul'daki bir Fransız kız yatılı okuluna yerleştirirler. Feride neşeli, zeki, ele avuca sığmaz, afacan ve çok hareketli bir çocuktur. Fırsat buldukça, bir erkek çocuk gibi, ağaçlara tırmanıp daldan dala atladığı için öğretmenlerinden biri onu çalıkuşuna benzetmiş, sonra da bu benzetme, adına yapışıp kalmıştır. Babasının da ölümünden sonra Feride'nin, yakım olarak, sadece bir teyzesi kalmıştır. Feride, okulun büyüklü küçüklü tatillerini her zaman teyzesinin evinde geçirmektedir. Bu teyzesinin Kâmuran adlı, Feride' den biraz büyük bir oğlu vardır. Kâmuran, Feride'ye oranla ağırbaşlı, durgun bir kimsedir. Bu yüzden genç kız, zaman zaman ona takılmaktadır. Bununla beraber genç adam, farkında olmadan genç kızı sevmeye başlar. Bu sevgi bir zaman sonra karşılık da görür. Teyze de bu durumu çok istediği için, Feride'nin okulunu tamamlamasından sonra iki gencin evlenmeleri kararlaştırılır. Düğün hazırlıkları ilerleye dursun, birgün bir kadın çıkagelip Feride'yi görür. Kâmuran'm Avrupa'da, bulunduğu sıralarda, onun oradaki bir Türk kızı ile seviştiğini, ona evlenme bile vâdettiğini bildirir. Bu haber, bir şeyi umursamaz görünüşlü, fakat çok onurlu genç kızı can evinden yaralar. Derhal teyzesinin evinden uzaklaşır, yolunu izini kaybettirir. Düğün, evlenme de geri kalır. Feride, bir süre sütninesinin evinde kalır, bu arada oraya buraya başvurarak Anadolu'da bir ilkokul öğretmenliği elde eder. Şimdi artık o şen, o umursamaz çalıkuşu mesleğine inanan, hayatını kazanmak savaşma atılan ciddî bir hanımdır. Genç kız, Anadolu'yu hiç yadırgamaz. Zeyniler adlı, uzak, ücra bir köyde öğretmenlik yaparken günlük anılarım da bir deftere geçirmeye başlar. Bir zamanların afacan, haşarı öğrencisi şimdi artık insanları ve yurdu tanıma yolundadır. İster istemez ağırbaşlılığa, hattâ hüzne yönelmiştir. Ama yine de kötümser değildir. O bakımsız, o yoksul, o kirli pasaklı köy çocuklarını, öğrencilerini çok sevmektedir. Bunların her biriyle ayrı ayrı ilgilenmekten zevk ve teselli duymaktadır, öğrencileri arasında bir de Munise adında, ortada kalmış çocuk bulunmaktadır. Anası «kötü yola» düşmüş olduğu için köylüler bu çocuğu da aforoz etmiş gibidirler. Feride, Munise'yi evlâtlık olarak alır. Şimdi o da, küçük kız da mutludurlar. Bir süre sonra Zeyniler köyü okulu, binanın yetersizliği, gerekçesiyle kapatılır. Açıkta kalan Feride, başka bir köye tayinini yaptırmak için vilayet merkezine gider. Millî Eğitim Müdürlüğünde İstanbul'da okuldan sınıf arkadaşı bir hanımla karşılaşıp onunla Fransızca konuşunca, Millî Eğitim Müdürü kendisini vilayetteki kız öğretmen okulunda Fransızca öğretmenliği ile görevlendirir. Feride'nin göze çarpan aşırı fizik güzelliği burada kendisini epey tedirgin eder. Bu arada okulun hasta müzik öğretmeninin ona karsı olan ümitsiz askı da şehirde dedikodulara sebep olur. Feride'yi isteyen, fakat ona ulaşamayan bazı kimselerin, tedirginliği artırmaları üzerine genç kız başka yere naklini ister. Böylelikle birkaç yer dolaşır; bir ara İzmir'de varlıklı bir kimsenin kızlarına özel dersler de verir. Fakat hemen her gittiği yerde onun güzelliği, yalnızlığı ve sahipsizliği başına türlü dertler açmaktadır. Feride, daha Zeynilerde iken, yaşlı, babacan, çok iyi kalpli bir insan olan asker-doktor Hayrullah Beyle tanışmıştır. Yıllardan sonra kader onları Kuşadası'nda buluşturur. Bu sırada Feride'nin okulu kapatılıp hastane haline getirilmiştir. Artık Feride doktorun himayesindedir. Bir hastabakıcı olarak kendisine yardım etmektedir. Doktor, Feride'yi ve artık oldukça serpilmiş olan Musine'yi kendi öz kızları gibi sevmekte, korumaktadır. Ancak bu sırada bir felâket başgösterir. Doktor Hayrullah Bey'in, ağır bir hastaya bakmak üzere çevreye gittiği bir gün Munise hastalanır; doktorun dönmesine kadar geçen günler içinde çocuk çırpma çırpma ölür. Munise'nin, nezle sanılan hastalığı kuşpalazıdır. Çalıkuşu, bu ölümde duyduğu üzüntü ile kendini kaybedecek şekilde hastalanır. İyileşip toplanırken de yeni bir dert yakasına yapışır. Ne kadar yaşlı olursa olsun, genç öğretmenin, bekâr bir erkeğin evinde kalışı kasabayı türlü dedikodularla çalkalamaktadır.Doktor Hayrullah Bey, bu dedikoduları kesmek için pratik bir çare bulur; Feride'yi kendisiyle evlenmeye razı eder. Gerdek gecesi genç kız odasına girmeye kalkışınca -yarı şaka yarı ciddî- onu bir güzel paylar. Bu olaydan sonra Feride sembolik nitelikteki kocasını büsbütün bir baba gibi sevip bağlanır. Hayrullah Bey, bir seferinde Feride'nin defterini bulmuş, baştan sona kadar okumuştur. Genç kızın herşeye rağmen hâlâ Kâmuran'ı sevmekte olduğunu öğrenmiştir. Gizli araştırmalar yaptırır: Kâmuran, bu yıllar içinde evlenmiş, fakat bir süre sonra eşi ölmüştür. Şimdi dört yaşındaki çocuğu ile yaşamaktadır. Doktor, Kâmuran'a bir mektup yazıp bütün olanı biteni anlatır. Feride, defterinin kaybolduğunu sana dursun, Hayrullah' Bey, bu mektupla o defteri ve daha başka bazı belgeleri bir paket yapıp hazırlamıştır. Feride'ye, bu paketi ölümünden sonra Kâmuran'a teslim etmesini vasiyet eder, söz alır; zaten hayli de yaşlı olduğundan, kısa bir süre sonra ölür. Feride, eşinin ölümünden sonra, hem emaneti teslim etmek hem de kendilerini görmek üzere, Tekirdağı' na teyzesinin yanına gider. Niyeti birkaç gün onların yanında kalıp tekrar Kuşadası'na dönmektir. O günlerde Kâmuran da, dinlenmek için, orada bulunmaktadır. Feride, içinde neler bulunduğunu bilmediği paketi onlara teslim etmiştir ama, Hayrullah Beyin ölmüş olduğunu kendilerinden saklamaktadır. Böylelikle Kuşadası'na dönmekte zorluk çekmeyeceğini ummaktadır. Teyzesi, Feride'nin getirdiği paketi, onun dönüşünden bir gün evvel Kâmuran'a teslim eder. Kâmuran, kardeşi Müjgân'la birlikte o gece defteri okuyup hem Feride'nin kendisini hâlâ sevmekte olduğunu, hem de ölen Hayrullah Bey'in tenbihlerini öğrenir. Kendisi de Feride'yi zaten unutamamıştır. Ertesi gün Feride, yola çıkmak üzere hazırdır. Artık hayatla didişme gücünü epey yitirmiş olduğu için, bu akraba yuvasından ayrılıp şimdi Hayrullah Beyin de bulunmadığı Kuşadası'na dönmek kendisini sonsuz üzüntü ve ümitsizlikler içine atmıştır. Ama bunu etrafına belli etmemek için metin görünmeye çalışmaktadır. Kendisini götürecek olan araba kapıya yanaşır. Fakat bu bir tertiptir. Arabadan birden Kâmuran iner ve Feride'yi kucaklar. Ev halkı, artık Çalıkuşunu bir daha uçurmamak için toptan elbirliği etmişlerdir. Feride: «olmaz, olmaz... Âmân ne ayıp... gibi kırık dökük sözlerle direnmeye çalışır ama Kâmuran, kesin olarak, artık ikinci bir gaflete düşmeyeceğini bildirir. Çalıkuşu, gizli bir mutluluk ve huzurla kendini onun kollarına bırakır.
|