Felsefe

Fotoğraf

Sürgün-Refik Halit Karay PDF Yazdır e-Posta
Roman - Roman Özetleri

Yüzbaşılıktan emekli Hilmi Efendi, vaktiyle arala­rında bir tartışma ve kavga geçen, sonra da nüfuz sahi­bi bir adam olan Sivaslı bir komiserin düşmanlığı yü­zünden Beyrut'a sürgün edilmiştir. Varlıksız bir adam­dır; çoluğunu çocuğunu da İstanbul'da bırakmıştır; bundan dolayı, içi elemlerle dolu olarak gurbetin yolu­nu tutar.

Beyrut'a çıktığı zaman cebinde pek az parası bu­lunmaktadır. Küçük bir otele yerleşir. İlk günler ne ya­pıp ne edeceğini şaşırmış bir halde, sokaklarda âvâre dolaşır. Vaktini geçirmek için bulduğu en uygun yer, harap bir mahalle kahvesidir.Birkaç hafta sonra birgün eski İstanbul arkadaşla­rından Çopur Abdi ile karşılaşır. Çopur Abdi de bir çe­şit sürgündür; Beyrut'ta gazoz satarak geçinmeye çaba­lamaktadır. Hilmi Efendi'yi otelden alıp, kendisinin de kaldığı bir medreseye yerleştirir. Burada Abdi'den baş­ka Nuri Hoca, Dâim Efendi ve Şair Kenan adlı üç gur­bet düşkünü daha vardır. Hilmi Efendi, onlann arasına karışır, kendisi de gazoz satıcılığına başlar. .

Bir süre sonra, İstanbul'daki karısından bir mek­tup alan Hilmi Efendi, kızının baştan çıkmakta oldu­ğunu öğrenerek derin bir üzüntüye düşer. Asabı iyiden iyiye bozulur. Zaten tam anlaşamadığı medrese arka­daşlarıyla siyasî tartışmalar yüzünden kavgaya tutuşur; hem medreseden ayrılmak, hem de işini bırakmak zo­runda kalır. Bogos Ağa adlı bir Ermeninin aracılığı ile yapılarda rençberlik etmeye başlar.

Birgün, yine, üzüntülerle bunalmış, sokaklarda ge­zinirken yine eski tanıdıklarından Şakir beyle karşılaşır. Şakir Bey onu evine götürür. Eski dostunun kon­forlu evinde mutlu bir gün geçiren Hilmi Efendi, gece yeniden sefil yuvasına döner.Rençberliğe devam ettiği sırada, birgün, Kani adlı birisi tarafından postalanmış bir para alır. Hilmi Efendi, bu isimde birini hatırlamamaktadır. Karısına yazıp sorarsa da aydınlatıcı bir cevap alamaz. Adamcağız be­lirsiz kuşkular, evlâd ıyal, yurt özlemi ve geçim sıkın­tısı içinde gün günden kahrolup durur.

Tesadüfler kendisini, Bogos Ağa'nın da yardımı ile, Osmanlı şehzadelerinden olup da Beyrut'ta yerleşmiş Kemalettin Efendi'yle karşılaştırır. Onun konağına ve­kilharç olarak girer. Başlangıçta durumu çok iyi olan şehzade ve yakınları, hesapsız harcamaları yüzünden, kısa zamanda geçim sıkıntısına düşerler. Efendilerinin Mısır'a kaçmak için birtakım plânlar düzenlediklerini anlayan Hilmi Efendi, onlardan önce davranıp köşkü terkeder. Şam'a geçer. Orada da türlü sebeplerle yurt -dışına çıkmış, çıkarılmış ya da imparatorluk parçala­nırken orada kalmış eski yurttaş ve tanıdıklarıyla kar­şılaşır. Bunlardan Gözlüklü İhsan adında birinin, İstan­bul'dan muntazam haber alan adeta gizli bir örgütü vardır. Hilmi Efendi, onun aracılığı ile ailesinin duru­munu da öğrenir. Kızının Kani adında seyyar bir tiyat­ro oyuncusuyla birlikte yaşamakta olduğu haberi eski yüzbaşıyı can evinden vurur. Günlerce, şaşkın, sefil pe­rişan Şam sokaklarında serseri serseri dolaşır, bir yolu­nu bulup İstanbul'a gitmeyi, kızını öldürüp sonra da intihar etmeyi bile kurar; fakat bunun imkansız oldu­ğunu anlayıp kadere boyun eğer.

Eski Osmanlı şehzadelerinden birinin torunu Hin­distan'da oldukça iyi bir durumdadır; Hilmi Efendi'ye yaverlik teklif eder. Bunu kabul edip Hindistan'a giden Hilmi Efendi, orada da çok kalamaz; türlü hayal kırıklıkları içinde yeniden Şam'a döner.

İrfan Bey adında bir İstanbullu, Halep yakınların­daki çiftliğini ele geçirmek için Suriye'ye gelmiştir. Hil­mi Eferidi'yle tanışıp sevişirler. Eski yüzbaşı, İstanbul kokusunu ve havasını getirmiş olan bu hemşerisine ha­yatını anlatır; karısından ve kızı Şener'den söz eder. İrfan Bey, işlerini takip için Halep'e gider. Zevke düş­kün bir adam olduğu için, kısa zamanda kendisini bu sefahat şehrinin âlemine kaptırır. Bu arada barlardan birinde Nevber adlı güzel bir kadınla da tanışır; Nev­ber adının takma olduğunu, asıl adının Seher olduğunu söyler. İrfan Bey, Nevber'in Hilmi Eîendi'nin kızı Seher, olduğunu öğrenince sarsılır. Şam'daki anlaşmaları gere­ğince, Hilmi Efendi'yi de Haleb'e çağıracakken, muztarip babanın bu durumu öğrenmemesi için, onu çağır­maktan vazgeçer. Kızını bu durumda görmesini isteme­mektedir.

Ne var ki kader yapacağım yapacaktır. Geçici ola­rak Halep'te görevli bulunan Suriyeli bir devlet adamı, Hilmi Efendi'yi Şam'dan Haleb'e aldırtır. Bu arada Se-her'e iyice bağlanan, fakat genç kadını ' içine düştüğü "bataktan kurtaramayacağını anlayan İrfan Bey, İstan­bul'a dönmüştür. Çok sevdiği dostunu arayıp da bulamıyan Hilmi Efendi, eşten dosttan onun Halep macera­sını öğrenir. Arkadaşını baştan çıkaran bu Nevber adlı düşkün kadını merak ederek onu arayıp bulur. Dostları ile gittiği gazinoda, herkesi eğlendiren kadının, kendi öz kızı Seher olduğunu görür görmez oracığa yığılır. Ondan sonra iflah olmaz; çektiği bin bir çeşit üzüntüler artık yaşlı sürgünü tamamen tüketmiştir. Bir akşam, "bir türlü kurtulamadığı bu gurbet köşelerinde, sessiz sedasız ölür".

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle