|
Macit, geleceğe ümitle bakan, yaşamanın şiddetli fırtınalarından uzak bir gençtir. Nesrin adında bir kızla sevişmekte, onunla evlenmeyi düşünmektedir. Birgün, cüzdanından düşen bir fotoğraf genç kızla arasını açar. Nesrin, onu terketmiş, bir avukatla nişanlanmıştır. Olay, zayıf iradeli genci büyük sarsıntılara uğratır, önce intiharı düşünür; bu düşünceden binbir güçlükle sıyrılabilir ama artık kendini yitirmiş durumdadır; içkiye ve kötü eğlencelere yönelir. Kısa bir zaman içinde düştükçe düşer. Artık evinin, yerinin yurdunun izini adresini unutmuş gibidir. Ne hasta babası, ne de bakımsız kalan kardeşleri aklına gelir. Bir batak içinde yuvarlanıp gitmektedir. Birgün, yine bir batakhanede çırpınmaktayken, arkadaşlarından biri kendisine bir mektup uzatır. Dumanlı gözlerle kâğıdı açan Macit, küçük kardeşinden gelmekte olan mektubu okur. Babası, ölüm halinde hastadır ve gözlerini yummadan önce kendisini görmek istemektedir. Bir an için kendine gelen genç adam, bir yıldan fazladır eve uğramadığını dehşetle anlar. Derhal gitmeye karar verirse de uyuşmuş iradesinin harekete geçmesi için de günler gerekmektedir. Nihayet, birgün binbir utançlar, üzüntüler içinde mahallesine girer. Fakat evinin sokağında konu komşu kendisine ezici bakışlarla bakmaktadırlar. Kapıyı çalar. Uzak akrabalardan birisi karşısına çıkar; babasının ölmüş olduğunu bildirir.Macitin evrenini kapkara bulutlar kaplamıştır. Felâketlerin olgunlaştırdığı küçük kardeşleri, sonsuz çaresizlikler içindedirler. Bu tablo Macit'e bir silkiniş bir kendini bulup hayata karşı yeniden direniş azmi vermiş gibidir. Yetim kardeşlerini alarak başka bir semte, başka bir eve taşınır. Ne var ki işsiz ve parasızdır. Bir yerlere kapılanmak için bazı eski tanıdıkları yoklar, eli boş çevrilir. Ufkunda bulutlar çoğalmakta, fırtına yaklaşmaktadır. Çaresizlikleri kendisini yeni bataklara saplar. Bu sırada yoksulluktan, bakımsızlıktan en küçük kardeşi Müzehher hastalanmıştır. Doktorlar, küçük kızın vereme yakalandığını, çok iyi bir bakıma ve gıdaya ihtiyacı bulunduğunu söylerler. Bu imkânları hiç bir zaman elde edemeyecek olan tükenmiş genç adam büyük iç çalkantıları ile sarsılmaktadır. Bulutlar, fırtına, hükmünü yerine getirmiş, olmuş, oluşmuş, tipiye dönmüştür. Hayata ve olaylara karşı daima yenik olan Macit, Müzehher'i bir hastaneye yatırmak için çalmadık kapı bırakmaz; fakat başaramaz, öte yandan küçük kız, hastaneye yatırılmadığına biraz da memnundur; Nasıl olsa yakında ölecek değil mi? Hiç olmazsa evinde, aile havası içinde ölecektir. Gün geçtikçe Müzehher'in hastalığı ağırlaşır. Elde avuçta satıp savacak bir şeyler de kalmadığı için, gün geçtikçe geçim sıkıntıları artar.Mevsim kıştır; içinde de ısınacak hiç bir şey bulunmayan evin dışarısında korkunç bir tipi esip durmaktadır. Bu tipi, Macit'in ruhundaki fırtına ve tipi ile yarış halindedir sanki. Macit artık tamamen tükenmiştir ve Müzehher de ölmek üzeredir.İradesizliği yüzünden ömrünü yele savuran genç fakat bitkin adam, pencereden dışarıyı uzun uzun seyreder, kendi kendine: — Tipi dineceğe benzemiyor, der. Varsın dinmesin; nasıl olsa benim tipim beni çoktan boğdu...Müzehher, alev alev yanmakta, sayıklamakta, belki de ecelle son savaşını vermektedir. Onun yataktaki feci durumuna daha fazla katlanamayan Macit, ne olursa olsun bir doktor bulmak ümidi ile, kendini sokağa atar; kar, rüzgâr, fırtma içinde kaybolur.Ertesi gün onu bir cadde ortasında donmuş, kasılmış bulanlar hemen bir hastaneye götürürler. Masajlar, tedavilerden sonra bir ara kendine gelir gibi olur. Dışarıya bakar: Geceki kardan, tipiden, fırtınadan iz eser kalmamıştır. Genç adam, yanındaki arkadaşına: — Tipi dindi mi acaba?» dedikten sonra ölür.Tabiatın tipisi gibi Müzehher'in de, kendisinin de tipisi dinmiştir artık.
|