|
İrfan biraz okuması yazması olan, biraz müzikten anlayan ve keman çalan bir gençtir. Dul annesiyle birlikte Topkapı yakınlarındaki babadan kalma evinde oturmaktadır. Birgün, yakın bir arkadaşı ile surlar dışında barınmakta olan bir çingene topluluğunu ziyarete gider. Onların kendi dünyalarında kendi dilleri ve müzikleri ortamında, kendi gelenekleri içinde sürdürdükleri yaşayışın etkisinde kalır, özellikle Nazlı adındaki orta yaşlı dul bir kadın İrfan'ı adeta büyülemiştir. Nazlı garip, melânkolik bir çingene kadındır; soydaşları' onu biraz da kaçık olarak nitelemektedirler. İrfan, ikide birde oraya gitmeyi âdet edinir. Arkadaşı kendisini bu ziyaretlerden vazgeçirmek için çalışır, fakat başaramaz. Ancak bu arada Nazlı, birden ortadan kayboluver-miştir. Topluluğun açıkgöz elemanlarından Etem, Nazlı'nın bilinmeyen bir yere kaçtığını söylemektedir. Şimidi İrfan, sınırlarını kendisinin bile çizemediği garip bir tutkunun esiridir. İstanbul'da çingenelerin barındığı uzak yakın ne kadar yer varsa hepsini teker teker dolaşıp Nazlı'yı arar. Bû arada başından türlü olaylar geçer, çingeneler hakkındaki bilgisi de artar. Arkadaşı, bu arama işinden İrfan'ı caydırmaya çalıştığı için, onunla kavga eder, iki dost birbirinden ayrılırlar. Bu arada Nazlı'nm obasından Gülizar adlı «tirşe gözlü» bir genç kız da İrfanı sevmiştir; kendisine haber yollamaktadır. İrfan, nihayet aramalarının sonucunu alır. Nazlı'yı Erenköy'ün iç taraflarındaki bir çergede bulur, annesinin istememesine rağmen onu evlerine getirir. Bir iki hafta birlikte yaşarlar. Ama Nazlı, hem özgür, başıboş hayatını, hem de çocuklarını özlediği için, bir süre sonra yeniden kayıplara karışır. Gülizarla Etem, trfan'ı hem kendilerine bağlamak, hem de biraz para sızdırmak için peşini bırakmamaktadırlar. Bu arada İrfan Çingene atmosferinin adeta tiryakisi olmuştur. Reha Bey adında, yine çingenelerle ve onların müziği ile yakından ilgili yaşlı bir adamla dost olur. Onunla birlikte birçok saz ve köçek âlemlerine karışır. Bu saz ve eğlence âlemlerinden birinde Reha Bey, kendisine Çakır Emine adlı yeni bir şarkıcı kız tanıtır. Çakır Emine, ötekilerine göre biraz daha eli dili düzgün bir kızdır. Bir yıldır içinde yaşadığı çingene hayatı İrfan'm zihninde bir fikir yaratmıştır: Gördüklerinden, duyduklarından, yaşadıklarından yararlanarak «Çingeneler» adlı bir opera meydana getirmek. Ne var ki hızlı bir hayat sürmekte olduktan başka, kendisini derleyip toplama gücüne de sahip bulunmamaktadır; bu yüzden, bu fikir sadece bir tasavvur olarak kalır. Genç adam, annesinin sızıldanmalarına aldırış etmeden çingeneler ve müzik toplantıları ortasında yaşayıp giderken, birgün Reha Beyle ve onun çevresindeki aşağılık adamlarla bozuşur. Bunun sonucu olarak, gittikçe bağlanmakta olduğu Çakır Emine'ye olan bağlantıları da tehlikeye girer. Bir seferinde, Beyoğlu'nda bir gazinoda otururken, gözünün ısırdığı fakat iyice tanıyamadığı bir genç kendisini tehdit eder. Bu genç kalemlerden birinde küçük bir memurdur; yarı okumuş, yarı külhanbeyi bir kabadayıdır. Hovardalığı ile ün yapmıştır ve Emine ile değilgilidir. Bu yüzden, kendine rakip gördüğü İrfana -Biraz da Reha Bey ve arkadaşlarının kışkırtmasıyla- kin beslemektedir İrfan, Suphi adındaki bu adamla başa çıkamayacağını anlar, aşağıdan alır. İşler böyle giderken birgün Çakır Emine, yüzü gözü dayaktan morarmış, İrfan'ın evine gelir. Bunları Suphi'nin ve arkadaşlarının yaptığını söyleyerek, ondan yardım ister. Bu sırada İrfan'ın tarafında olan Etem'in de telkini ile genç adam Çakır Emine'yi,-evlenmek yolu ile- Suphi'nin elinden kurtarmaya karar verir. Ne var ki bu evlenme işi için, alttan alıp, Suphi'yi razı etmek gerekmektedir. İrfan, bizzat ona sığınarak ve rica ederek, konuyu çözümlemeye en kestirme yolu bulur. Gidip Suphi'yi bulacak, ondan izin alacak, onunla dost olacak, sonunda Emine'yle evlenecektir. Genç adam, bu niyetle Suphi'yi ararken, birgün birden bir meyhanede onunla karşılaşır. Daha kendisi dostça ağıza başlamadan Suphi ve arkadaşları ona hakarete ve tecavüze girişirler. İrfan, kaçmak için dışarı fırlar, fakat ardından yetişen Suphi'nin bıçağını çektiğini ve neredeyse öldürüleceğini anlayınca, can havliyle yanındaki sandalyayı kapıp onun başına indirir. Şimdi düşmanı ölmüş, kendisi de hapse girmiştir. Uzun yıllar sonra hapisten çıkan İrfan, artık her-şeyini yitirmiştir. Annesi de, Reha Bey de, dostları da düşmanları da dünyada yoktur. Eski amlara takılarak gittiği obalardaki genç çingeneler ne kendisini ne de sorduklarını tanımaktadırlar.Hayatın* keman çalıp dilenerek sürükleyen İrfan, birgün Sultanahmet kahvelerinden birinde, vaktiyle kavga ettiği, dostunu görür. Ertesi gün bütün anılarını içinde bulundurduğu defterini ona teslim edip kayıplara karışır.
|