|
Fâhim Bey, romantikliğin de üstünde ve ötesinde bir hayal ve iyi duygular adamıdır. İçinde yaşanılan, pek çok çirkin, hattâ iğrenç yönleri bulunan günlük hayat şartlarından, kendisi bütünü ile, silinmiş arınmış bir karakterdedir. Kendisinin özlediği, istediği, daha doğrusu inandığı dünya bu olduğu için, uzun zaman gerçeklerin üzücü oluşlarını görmezlikten, duymazlıktan, bilmezlikten gelmeye çalışır. Ne var ki bu inanç ve bu savaş tek yönlüdür. İster istemez Fâhim Beyi yenilgiye uğratacaktır. Fâhim Bey Bursa'nın «eşraftan» bir ailesinin çocuğudur. İlk yabancı dünya olarak -öğrenimini yapmak için- İstanbul'a gelmiş, bir yandan okumuş, bir yandan arkadaş ve çevre edinmiş; ancak edindiği arkadaşları en samimî olanı bile, onun dünyasına uyamamışlar, girememişlerdir. Bu arkadaşlar, kendisinin yerde yürüyen değli, belki bulutlarda dolaşan bir insan olmasıyla -hafif tertip- eğlenmişlerdir bile. Bununla birlikte, ister istemez ona saygı duymuş oldukları da bir gerçektir. Hayata atılır atılmaz evlenen Fâhim Bey, Saffet Hanım adında bir kız almıştır. Ne var ki Saffet Hanımla Fâhim Bey arasında zevk, duygu, düşünce bakımından dağlar kadar fark vardır. Saffet Hanım, kültürsüz, duygusuz, sıradan bir kadındır. Ama Fâhim Bey, karısının bu noksanlıklarının bile farkında değildir. O, Saffet Hanımın noksanlarını kendi hayal dünyasında, farkında olmaksızın, çoktan tamamlamıştır- Bu yüzden Fâhim Bey, evine, yuvasına çok bağlıdır. Evlilik hayatını tam bir dürüstlük ve düzenle yürütmektedir. Fâhim Bey, çalışma hayatındaki önemli olayları, akşamları eve döndüğünde -akranmış ve anlarmış gibi-tarısına uzun uzun anlatır, bunların kritiğini yapar. Fakat kadıncağız, öte yandan durmadan sigara ve kahve içmekte, uzun üzün esnemektedir. Ama beriki bunun farkında bile olmaz. Karı kocanın tek ortak yönleri saat merakıdır. Evlerinde boy boy, çok çeşit çeşit saatlrr bulunmaktadır. Saffet Hanımın, kocasma karşı küs ya da barış olduğu, bu bir sürü saatin düzenli olarak kurulmasından veya kurulmamasmdan anlaşılır. Etikete çok önem veren Fâhim Beyin bir elbise hikâyesi vardır ki, arkadaşları arasında devamlı konuşulur: Bir ara Londra'da elçilik kâtibi bulunduğu sırada Fâhim Bey, oranın en ünlü bir terzisine, bir elçilik kâtibinin giyinişinin nasıl olması hususunda fikri sorar. Terzi, ona «Şu şu için, bu bu için, o o için...» diyerek kat kat, çeşit çeşit, boy boy, renk renk elbiseler yapar. Bütün bunlar kocaman bir sandık içinde birgün evine gelir. Tabii bu arada Fâhim Beyin birkaç yıllık maaş tutarını geçen bir de fatura gelmiştir. Zavallı adam, bu oldu bittinin altında ezilir, ses çıkaramaz. İki türlü sonuç ortaya çıkar: 1. Fâhim Bey, ömrünü bu elbiselerin taksitini ödemekle geçirir. 2. Bir daha on on beş yıl başka elbise yaptıramaz. Yerine, havasına, mevsimine uysun uymasın -tüketmek için- bu elbiseleri yıllar yılı giymek zorunda kalır. Fâhim Bey, 1908 meşrutiyetinden sonra memurluktan ayrılır. Niyeti Bursa'ya çekilip pamuk tarımı yapmaktır. Bu geniş bir iş olacaktır. Bursa'nm tanınmış ailelerinden birine mensup bulunduğu için, başlangıçta bazı sermaye sahipleri, kendisiyle ortak olup işe para yatırmaya niyetlenirler. Ama aradan çok kısa bir zaman geçince, onun hayalden ayrılıp gerçeğe hiç bir zaman yönelemeyeceğini sezinleyen bu adamlar derhal ondan uzaklaşırlar; böylece pamuk işi de kalır. Bundan sonra Fâhim Bey yeniden bazı küçük memurluklara girer. Türlü sebeplerden bunları tekrar bırakır. Nihayet bir iş hanında bir yazıhane tutarak -kimsenin, hattâ kendisinin de ne olduğunu bilmediği- yeni bir iş hayatına atılır. Bir süre sonra bu yazıhanesi de kapanmıştır. Onun boşalttığı odaya giren, dosya ve evrakını inceleyen bazı «küçük adamlar», çok muntazam olan bu dosya ve defterlerin baştan başa hayalî birtakım hesap ve alışveriş yazışmaları ile dolu bulunduğunu görürler; birbirlerine tuhaf tuhaf, acıyarak bakarlar. Şimdi artık tanıdıklar arasında onun hakkında bazı söylentiler dolaşmaktadır. Fâhim Bey, zararsız tipten bir delidir. Gerçeğin böyle olmadığını kimse bilmez, bilememektedir ama; gün gibi açık bulunan bir nokta varsa o da, bu çok kibar, bu çok temiz, bu çok iyi yürekli adamın; birgün ergeç, hayallediği dünyanın var olacağına inanışıdır. Bunun için elinde yeterli deliller de vardır: Renkli rüyalar görmekte ve rüya tabircileri bunları çok iyiye yormaktadırlar. Fâhim Bey, böyle böyle, bambaşka bir evrende ya« saya yasaya nihayet ihtiyarlamıştır. Şimdi artık ölüm korkusu, dünyadan ayrılmak tasası kendisini üzmektedir. Kesin olarak bir şeye inanmıştır: Zaman çarkında garip bir değişme ya da dengesizlik olmuş; aylar, haftalar, günler kısalmaya, eskisine göre daha çabuk geçmeye başlamıştır. Pâhim Bey kendini bildi bileli içinde yüzdüğü hayal dünyasına bir de bu inanç, görüşü kattıktan sonra, birgün sessiz sedasız ölür.
|