Felsefe

Fotoğraf

Kaplumbağalar PDF Yazdır e-Posta
Roman - Roman Özetleri

Romanın Başlıca Karakterleri

KırAbbas: Yaşlı köylü.Cennet: Kır Abbas'ın karısı.Haydar: Kır Abbas'ın torunu.Yusuf: Kır Abbas'ın oğlu.Senem: Kır Abbas'ın gelini.Battal: Muhtar.Rıza: Eğitmen.Döndü: Rıza'nın karısı.Güley: Muhtarın karısı.Hamdi Bey: Gezici ilköğretim müfettişi.Emin Sağlamer, Demir Bey, Nazmi Bey, Rıza Bey, Ziya Bey: 14 Nolu Kadastro Komisyonu üyesi.

Olaylar, Ankara'nın yüz kilometre yakınındaki Tozak köyünde geçmektedir. Türkiye'nin en büyük akar­suyu olan Kızılırmak bu köyün on beş kilometre uza­ğından geçmektedir. Ne var ki ırmak, köyün yaşayışı­na hiç bir etki yapmamaktadır.

Tozak bir alevî köyüdür. Alevîler ne kadar darda kalmış ve bunalmış olurlarsa olsunlar, geleneklerden gelen bazı içgüdülerle, şarabı ve neşeyi ihmal etmemek­tedirler. Fakat köyde üzüm yetişmemektedir. Nişan,, düğün, konuk ağırlamak gibi günlerinde çok şarap tü­keten Tozaklılar, şaraplık üzüm ihtiyaçlarını çevre köy­lerden sağlamaktadırlar. Ancak çevre köyleri ise, rakr ve şarabı günah sayan sunnî halkla doludur. Bu yüz­den, Tozaklılara üzüm satmakta binbir zorluk çıkarır, ayrıca her fırsatta onlarla alay ederler.

Eğitmen Rıza, Tozak'm kıyısındaki düzlüğü, belle­rine kadar kirizma etmek suretiyle, bağ haline getirmekte komşularına öncülük eder. Burası, pur taşlarıy­la sımsıkı kilitli verimsiz bir topraktır. Ama krizma edilince bereketi açılır. Beş altı yıl içinde öyle bağ, öyle bostan yetişir ki, altmış evlik köyün bütün ihtiyacım fazlaşiyle karşılar, pekmez yapmaya bile yeter. Köylü­ler, ihtiyaç fazlası üzümleri, üzumsüzlere «saçı kılmak» için Ankara-Çankırı şosesine inerler.

Kendi içlerinden çıkmış bir kimsenin öncülüğünde başarılan bu iş, Tozaklıların hayata karşı daha giriş­ken, daha yenilikçi olmalarına yol aç'ar. İnsanlardaki bu canlanma, romanın başından beri perişan halleri okuyucunun gözleri önüne serilen, hayvanlarda bile et­kisini göstermiştir. Bir damla akar su, bir tek gölgelik ağaç bulunmayaıi Tozak kırında, yaz günü kanları bu­har olup uçan kaplumbağalar, hepsi birlikte -sanki çağ­rılmışlar gibi- köylülerin purluk dedikleri o yere, yani bağlara üşüşürler. Bir yandan yeşil gölgenin, bir yan­dan tatlı üzümün çekiciliği Tozak kırının sayılamaya­cak kadar çok kaplumbağasını bir o kadar daha çoğal­tır. Bağ yeşertme işinde eğitmen Rıza'ya ve komşuları­na büyük destek olan yaşlı köylü Kır Abbas, kimseden beş kuruş bile ücret istemeksizin, bağların bekçiliğini yapmakta; böylelikle kaplumbağaların bu serinlikte ba­rınmalarını da kolaylaştırmaktadır.

Artık Tozak köyünde hayat, eskisine göre, daha renklidir. Köylüler, koyunlarının üremesini bile geniş törenlerle sağlamaktadırlar. Köyün üst yanındaki Seyranlı tepesine koçkatımma çıkarlar. Burada, bütün ku­zular dişi olsun diye, koçların üstüne köyün seçkin gü­zel kızlarını bindirirler. Akşam üstü evlerine dönecek­leri sırada gökyüzünden «kara bir şey» düşer. Bu, ba­lonu patlamış bir meteoroloji gözlem aracıdır; fakat köylüler, ne olduğunu bilmedikleri bu nesne karşısın­da korkar ve bir süre ona yaklaşamazlar. Sonunda,Kır Abbas'ın gayreti ve öncülüğü, sayesinde, alıp köye getirirler; küçük okulun bir odasına kapatırlar.

Ertesi gün, toprakları ölçüp geçirmek üzere, köye hir kadastro komisyonu gelir. Tıpkı gökyüzünden dü­şen o bilinmez nesne gibi, bu kadastro komisyonunun gelişi de köylüler için beklenmedik bir olaydır. Onlar devletten olan, hükümetten gelen pek çok şey gibi, bu komisyona karşı da kuşku içindedirler. Aslında komis­yon herkesin mülkünü ölçüp, üzerine yazmak gibi «ya­rarlı» bir iş görecektir. Ama ne belli bunun ardında gö­rünmez bir kötülük bulunmadığı? Komisyon üyeleri ile köylüler uzun süre birbirlerinin dillerinden bile bir şey anlayamazlar. Yemeleri, oturmaları - kalkmaları, dü­şünmeleri hep farklıdır ve nihayet bu kuşkunun onla­rın geçmişinde çok derin izleri, kökleri bulunmakta­dır.

Nasıl ki, sonunda bir aksilik de olur: Köylüler, Purlukta bağ haline koydukları toprağın eskiden beri köy tüzel kişiliğinin olduğunu komisyona ispatlayamazlar. O halde toprak hazinenindir; buranın bağlandırıl-masınm üstünden ancak beş altı yıl geçtiği için, kanun gereğince zaman aşımı da söz konusu değildir. Memur­lar, canla başla, bu durumu bir tutanağa bağlarlar, ma­liyeye bildirirler; böylece hükümet bağlara el atmış olur.

Artık üzüntülü bir çekişme başlamıştır. Şu kadar maddelik kanunları bulunan, şöylesine mevzuatı olan hükümet, yüzde sekseni okuma yazma bile bilmeyen köylüden çok güçlüdür. Benzeri bütün uyuşmazlıklarda olduğu gibi bunda da baskın gelir- Gerçekten de bu uğ­raşmada köylüler öyle zayıflatılırlar ki, kasabada mali­yenin duvarına asılmış ilânı vaktinde haber alıp, ona itiraz imkânını bile bulamazlar. Olan olur, kadastro ko­misyonunun kararı kesinlesir, maliye Tozaklılardan ev başına öyle kolay kolay altından kalkamayacakları bir kira ister. Köylüler şaşkınlık içindedirler. Sağa sola başvururlar; bir parça iyilik umdukları bütün tanış me­murların eşiğini aşındırırlar. Ama hiç birinden dişe do­kunur bir yardım göremezler. Avukat dersen dünyanın parasını istemektedir. Bazı dost memurlar, vere vere, sadece nasihat vermektedirler. Bunlar içinde iyi yürek­li olan, köylünün haline üzülenler eksik değildir ama, dünyada o kadar çok dert vardır ki... Onlar da zaten başlarının çaresini aramaktadırlar. Kışlık kömür dağı­tımı ile ilgili bir yazışmada «arz ederim» yerine «rica ederim» denildiği için, mülkiyelilerle askerler arasında anlaşmazlık çıkmıştır. Yargıç beyin, çalıştığı odada bir vantilatöre ihtiyacı vardır. Bir türlü almazlar. Ziraatçı bey, yukarının ilgisizliğinden şikâyetçidir. Sürgüne gi­den kaymakamın yerine bakan tahriratçı, evde kalmış kızları yüzünden dertlidir. Tozak köylüleri, gözden ırak oldukları için, gönüllerden de ıraktırlar. Zaten türlü hakların varlığından öylesine habersizdirler ki, birkaç yılda bir seçim yapılmasını bile gereksiz ve faydasız bulmaktadırlar. Doğrusu aranırsa bu seçimlerin kendi­lerine hiç bir verimli etki yapmadığı da ortadadır. Kö­yün en uyanık iki elemanı olan eğitmen Rıza ile Kır Abbas'ın, bütün bu olaylara karşı gösterdikleri tepki de pasif bir direnmeden ibarettir.

Sonunda olan olur: Malmüdürü, köye gelip, hazine adına topraklara el kor. Köylüler, konan yıllık icarı ve­remedikleri için, bağbozumunu kendisi yapacak, elde edilecek ürünü Ankara'da sattıracak bundan hazinenin parasını kurtaracaktır. Ancak Kır Abbas'ın öncülüğü ile, köylüler malmüdüründen daha atik davranırlar; bağbozumunu yaparlar, sonra da -binbir eziyetlerle ye­şerttikleri toprağa- köyün ne kadar sığın davarı varsa sürerler- Kısa zamanda ortalıkta tek bir asma çubuğu, tek bir yeşil yaprak kalmaz. Biraz önceleri Purluk'da bağ var mıydı, yok muydu belirsiz olur. Ne var ki bü­tün bunları yaparken köylüde ağlamadık göz de kalma­mıştır.

Bu arada asıl olanlar zavallı kaplumbağalara ol­muştur. Beş yıllık bir rahatlık döneminden sonra üstle­rinden yeşil yorganları alınmış, yeniden yanıp kavrulan gölgesiz kıraç topraklarda çırıl çıplak kalmışlardır. Er­tesi gün, güneş yükselip de ortalık adam akıllı ısınma­ya başlayınca -çil yavrusu gibi- doğuya, batıya, kuzeye, güneye dağılırlarken; Kır Abbas, derin bir acı içinde, onları yolcu eder.

Purlukta bağların dikildiği yıl doğan torununa Yeşer adını veren Kır Abbas, artık bütün sevgisini ona adamıştır. Hükümete küskündür. Vaktinin çoğunu, eğit­men Rıza ile birlikte, köy okulunda geçirmekte; unutu­lup gitmesini istemediği acılarını köy çocuklarına bel­letmeye çalışmaktadır. 

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle