|
Yapıtları, Ortaçağ sonu ustalarının perspektif yasalarına pek uymayan primitif anlayışını anımsatan, kendi kendini yetiştirmiş sanatçıların çalışmalarına verilen ad. NAİFLER VE PRİMİTİFLER Çağdaş naif sanatçılarla Ortaçağ sonu ustaları olan primitifler arasında kurulmak istenen benzerlik, temelde perspektif yasalarına pek uymayan bir resim tarzının ortaya koyduğu saflık üstüne dayanır. Fransız yazarı Andre Breton'a göre "naifler" olarak adlandırılan kendi kendini yetiştirmiş sanatçılar zinciri, Giotto'nun, Avignonlu ustaların, Fouquet'nin "primitif görüşü" ile, XIX. yy. sonlarında, öğretilen sanatsal yol ve olanakların saçma olduğunu gösteren Gümrükçü Rousseau'nun yapıtlarından geçer. Naiflerle primitifler arasında bir yakınlık arayanlardan olan yazar Andre Malraux'ya göreyse, naif resmin dirilmesi için Gümrükçü Rousseau'yu beklemek gereksizdir ve bu iş için primitifler yeterlidir. Öte yandan, ressam ve eleştirmen Andre Lhote naif sanatçıların resmini yadsır; ona göre resimdeki tek ve gerçek saflık, naiflik ressamın kişisel görüşüdür ve bunu yalnızca kendisi görmeyi bilir. GÜMRÜKÇÜ ROUSSEAU VE ÖBÜRLERİ 1895'ten başlayarak Alfred Jarry ve Remy de Gourmont gibi yazarların ilgi duydukları Gümrükçü Rousseau'nun yapıtlarının 1905-1906 yılları arasında yeniden keşfedilmesi, yaklaşık yirmi yıldır Bağımsızlar Sergisi'nde Gümrükçü Rousseau'yla birlikte yapıtlarını sergileyen amatör ressamların resmi üstüne dikkatlerin çevrilmesine yol açtı.Gümrükçü Rousseau'ya hayranlık duyanlar arasında yer alan Alman eleştirmen Wilhelm Uhde, 1912'de kendi evine gündeliğe gelen ve "Seraphine" olarak anılan Seraphine Louis'nin bu tür resimler yaptığına dikkati çekti; öte yandan 1925'te kent görünümlerini titizlikle işleyen eski bir posta memuru Louis Vivin'i keşfetti (Notre-Dame de Paris). Aynı biçimde kendi yaşamından kesitleri işleyen Camille Bombois da Uhde tarafından fark edildi. SERGİLER Naif sanatçıların anlatım biçimleri yavaş yavaş alay konusu olmaktan çıktı; aldatılma korkusunun ortadan kalkmasıyla, naif sanatçılarda görülen heyecan ve ciddilik karışımı, bir çeşit saygıya yol açtı. Naif sanatçılarla ilgili önemli ilk sergi 1927'de Paris'te Bernheim Jeune Galerisi'nde açıldı. Bu tarihten yirmi yıl sonra Paris'te (özellikle 1932 ve 1937'de), Zürih'te (1937), New York'ta (1938) bir dizi karma sergi düzenlendi; Modern Sanat Ulusal Müzesi'nde "XX. yy. Primitifleri"ne Wilhelm Uhde Salonu ayrıldı. Naif resmin kendini açığa vurması yalnızca Avrupa'ya özgü bir olgu değildir. A.B.D' inde, XVIII. ve XIX. yy.larda kurulmuş olan uzun bir amatörlük geleneği çok çeşitli yeteneklerin doğmasına olanak sağladı. Bunlar arasında yer alan Morris Hirshfield'in (1872-1946) Aslan ve Penceredeki Nü'sü," Grandma Moses" olarak adlandırılan Anna Mary Moses'in (1860-1961) Ev'i, Joseph Pickett'in (1848-1918) Manchester Valley'i, bu yapıtları oluşturanların duyarlık, içtenlik ve mizah anlayışıyla, A.B.D 'i kendi kendini yetiştirmiş sanatçıların tartışılmaz özgünlük ve değerlerine tanıklık eden ünlü yapıtlardır. Aşağı yukarı bütün naif sanatçılarda, gerçeği "en sadık" biçimde yansıtma isteğiyle bunu gerçekleştirmenin olanaksızlığı göze çarpar. Naiflerin yapıtlarının ulaştığı "sanatsal" değer ne olursa olsun, genel olarak, naif resimde duygusallığın önemli bir yeri olduğu herkesçe kabuledilir.
|