|
Geleneksel anlatı biçimlerine (özellikle geleneksel roman anlayışına) karşı çıkan bazı yazarların oluşturduğu edebiyat hareketi. Yeni romanın başlıca temsilcileri, yani Alain Robbe-Grillet, Claude Simon, Michel Butor, Nathalie Sarraute ve Robert Pinget, günümüzde romanın ne olması gerektiği üstünde anlaşmaktan çok, "romanesk" yanılsamanın iç yüzünü ortaya dökerek geleneksel öykülemenin yapılarını kırma isteğinde birleştiler. Proust, James Joyce, Virginia Woolf gibi öncülerden kaynaklandıklarını söyleyen bu yazarlar, ruhsal çözümlemeye, kronolojiye, olaylara dayanan ve aşılmış bir dünya görüşünden, yani XIX. yy'ın görüşünden kaynaklanan romanesk aygıtı söküp dağıtmaya çalıştılar. Bundan ötürü anlatıyı, çizgisel ve nedensel kronolojiyi, insan davranışını temsil eden roman kişilerinin yaratılmasını Balzac'ın birçok taklitçisinde görüldüğü gibi) reddettiler. Bir içerikler ve gerçekler dünyasına (bunlar üslup ve "yetenek" sayesinde göz önüne seriliyordu) boyun eğen yazarın ancak ikincil bir rolü olduğunu kabul etmediler. Robbe-Grillet şöyle yazıyordu: "Dünyaya ilişkin herhangi bir şeyi, çözümleme biçimi içinde düşünmeyi kabul etmiyorum. Yalnızca biçimleri düşünmek istiyorum. Benim romanlarım düşünce kaynaklı değildir; yaşam kaynaklıdır." Bakış Okulu Yeni roman, insanbiçimciliği, her zaman bir öznelliğe göndermesine karşın, yansız olmaya çalışan bir bilinçle ortadan kaldırmaya yöneliyordu. Bundan ötürü yeni romanın ayırt edici özelliği betimlemedir. Her çeşit hümanist ve eğretilemeli, anlamdan yoksun bir dünyada, ancak tam anlamıyla gerçekçi bir yazı, yani her şeyden önce dünyanın nesnelerini tanımlamaca, sınırlamaya ve tartmaya yönelik bir yazı, evrenin ve insanın sürüp giden varlığını açıklayabilir gibi görülüyordu. Yeni romanın ortaya koyduğu betimleme biçimini, XIX. yy edebiyatının, örneğin Balzac'ın ya da doğalcıların betimleme biçiminden iyice ayırt etmek gerekir. Robbe Grillet'nin dediği gibi, XIX. yy- edebiyatının "koyduğu tarzda şeylerin ağırlığı, yerine oturmuş ve sağlam bir evren oluşturuyordu ve bu dünyadan yola çıkılabilirdi. Ayrıca bu evren, 'gerçek" dünyaya benzediği için romancının yarattığı olayların, sözlerin ve davranışların haslığı konusunda güvence veriyordu." Oysa bunun tam tersine yeni romanda "kimi zaman hezeyana yaklaşan şaşmazlık kaygısı (...) dünyanın, en maddesel görünümlerinde ve hareketsiz gibi görünmesinde bile hareket dolu olmaklığmı engellemiyor (...).Hem katı hem değişken, hem göz önünde hem düşlerde, hem insana yabancı hem insanın düşüncesinde yaratılmakta olan, aslında maddenin ta kendisidir." Robbe-Grillet'mn yeni romanının çifte anlamlılığı, yani Roland Barthes'ın belirttiği gibi bu yazarın hem bir "eşyacı" ve "hümanizmsizleştirmeci" hem de Bruce Morissette'in dediği gibi insan ruhunun irdeleyicisi ve bir "hümanist" olması işte bundan ileri geliyor.Yeni romanın bütün yazarlarında betimleme, Robbe-Grillet'nin belirttiği yeni ve temel yeri tutmasına karşın, her yazar bu alanda farklı bir tutum izledi. Robbe-Grillet, yaygın edebiyattan (özellikle polis romanından) bazı şemalar alıp çağımızın büyük konularının (erotizm, şiddet) iç yüzünü ortaya dökmeye yönelirken Nathalie Sarraute, bilinçdışımızın "uyuyan suyu"nda süre giden "ağır ve ince çözülmeleri" en ince ayrıntılarıyla ortaya koymaya çalıştı. Claude Simon ise konunun (ve yapıtın temel "kişisi" nin), dilin kendisi, yani yapı olduğunu -dilin araç olmadığını- ve bu dilde "bir dünya deneyimi''nin dile geldiğini söyledi. Michel Butor'un verimiyse çağımızın hem sözsel hem de törensel ve teknik biçimlerinin, yeni bir mitler ve öyküler topluluğuna gönderen çok geniş bir dökümü elmaya yöneldi.Eski bir parşömendeki gibi yan yana ya da üst üste konmuş uzun düzyazı parçaları olan Robert Pinget'nin öyküleriyse, aynı gündelik dili irdeleyip durdu.
|