Felsefe

Fotoğraf

Anlatımcılık PDF Yazdır e-Posta
Sanat - Sanat Akımları

Terimin en geniş anlamıyla, her tür­lü okul ve üsluptan bağımsız olarak, sanat yapıtında bir düşünceyi ya da bir duyguyu dışa vurma amacını gü­den sanat eğilimi.Resim alanında olduğu kadar hey­kelcilik alanında da, figüratif çalış­malarda olduğu kadar soyut çalış­malarda da, anlatımcı doğrultudaki bir yapıtın başlıca özelliği, çarpıcı olma isteğidir. 

ESKİ BİR AKIM

Söz konusu tutum çok değişik ülke­lerde ve her dönemde benimsenmiş­tir. Yunan heykel sanatında olduğu kadar, barok dönemdeki İspanyol gizemcilerinde, Caravaggio ve Rembrandt'ta (gölge ve ışık ressam­ları), XVIII. yy'da Hogarth ve Goya' nın yapıtlarında, bu tutuma raslanır. Flaman ressamlarında da gele­neksel olarak, anlatımcı bir, eğilim görülür: Brueghel ve Rubens, Fla­man kermeslerindeki halkın sevinci­ni, Bosch da Ortaçağ dünyasının sı­kıntılarını bu yolla dile getirdiler. XIX. yy'da Gericault, Victor Hugo (desenleriyle) ve Daumier, gerçek bir anlatımcı olmuşlardır. Günü­müzdeyse action painting doğrultu­sundaki sanatçılar, lirik soyutlamacılar ve hareket sanatı yanlıları, hep aynı doğrultuyu izlemektedirler. Bütün bu söylediklerimize karşın, "anlatımcılık" terimi genellikle, XX. yy. başlarında Almanya'da ortaya çıkan sanat hareketlerini belirtme­de kullanılmaktadır.

 İNSANOĞLUNUN ACIKLI YALNIZLIĞI

Die Brücke (Köprü) ve Der Blaue Reiter (Mavi Binici) hareketleri, modern dünyada yalnızlığa gömül­müş insanın iç sıkıntısını işledik­leri konuları (korku, ölüm, başkal­dırma, çılgınlık) temel olarak aldı­lar. Norveçli Munch ve Flamand Ensor gibi iki önemli ressam, XX. yy. başlarında, Alman sanatçıları ta­rafından öncü olarak benimsendi­ler. Çığlık (1893-1895) adlı yapıtı Av­rupa anlatımcılığının bildirilerinden biri sayılan Edvvard Munch, garip dünyasını sıkıntılı figürlerle doldur­du (yapıtları modern dünyadaki in­sanın acıklı yalnızlığını, toplumsal yaşamın ve aşkın boşluğunu yansı­tır), James Ensor'sa, iç karartıcı bir mizah anlayışı ve görüntüleri çarpı­tarak karikatürleştirme merakıyla, gravürlerinde acımasız bir toplum eleştirisine yöneldi. 

DİE BRÜCKE HAREKETİ

1905 yılında, Dresden'de dört Alman öğrenci tarafından başlatılan Die Brücke (Köprü) hareketine, da ha sonra Alman anlatımcılığının en ilgi çekici adları katıldı: Kirchner Heckel; Schmidt-Rottluff; Bleyl Pechstein; vb. Bu ressamlar, özgürlük isteklerini ve yaşama atılımların renkli bir hava içinde açıkladılar ama bu coşkunun altında hep, yaratılarının gerçek gücü olan, gizli bir metafizik tedirginlik yatıyordu. Di( Brücke'nin, dağılmasından sonra ortaya çıkan Der Blaue Reiter (Mav Binici) hareketiyse, tutarlı bir hareket olmaktan çok, XIX.yy'ın son yıllarındaki başlıca akımların sonuçlarını yansıtan bir akımdır (adını 1911 yılında Münih'te çıkan dergiden almıştır). Klee, Kawlensky Kandinsky, Marc,Macke gibi başlıci temsilcileri, ideallerini "gerçek"ten bütünüyle bağımsız olma duygusundan almışlar, böylece yeni soyutlama yollarına ve gerçeküstücülüğe yönelmişlerdir. 

FOVİZM

Fransa'da 1905'e doğru, fovizn hareketinin önce, uluslararası anla­tımcılık akımının estetik anlayışına bağlandığı görülür: Van Gogh'un renkçiliğini Toulouse-Lautrec'in ve Montmartreli desen­cilerin anlatımcılık öncesi tutumlarıyla birleştirdiği için, fovizm hare­ketinin kökeni oldukça karmaşık­tır.Başlangıçta, "fovlar" (Marquet, Vlaminck, Van Dongen, Rouault) Matisss'in etkisiyle, bağdaşık bir topluluk oluşturdular; ama bu genç ressamlardan yalnızca Rouault, öm­rünün sonuna kadar "fov" estetiği­nin savunucularından biri olarak kaldı ve zamanla gerçek bir anlatım­cı oldu. Görülmemiş bir ustalıkla, bol boya kullanarak ve şiddetli renklerden yararlanarak yaptığı resimlerinde, toplumdaki haksızlık­lara başkaldırışını dile getirdi. 

İKİ SAVAŞ ARASI YILLARI 

1918 bozgunundan sonra Almanya' da Grosz ve Dix daha çok, toplumsal ve siyasal açıdan güdümlü bir doğ­rultu benimsediler. iki savaş ara­sında, Paris okulu içinde, korkunç savaş deneyiminden ve çeşitli ya­bancı katkılardan etkilenen yeni an­latımcı topluluklar oluştu. Gromaire, Goerg, Picasso (ünlü Guernica tablosuyla) gibi ressam­larda bu tutum, sanatçıların, döne­min güncel yaşamına ve olaylarına karışmalarından kaynaklanıyordu (coşkulu ve acıklı düşünü tek başına izleyen Soutine'inse, sanatçılar ara­sında ayrı bir yeri vardır). Heykelcilik alanında Barlach ve Lenmbruck, döneme özgü dokunak­lılığı benimsediler: onları izleyen Giacometti ve Germaine Richier, aynı garip ve tedirgin edici esin kaynağından yararlandılar.A.B.D'-de anlatımcılık akımı, 1908'de New York'ta kurulan Sekizler topluluğunu büyük ölçüde etkiledi. Latin Amerika'da, Brezilya'da. özellikle de Meksika'daysa, resim sanatının yenilenmesi,anlatımcı eğilimli bir si­yasal ateşlilik havasında gerçekleş­ti.Diego Rivera, Orozco, Siqueiros, büyük boyutlu tablolar, apayrı renk­lerde dev freskler ve mozaiklerle si­yasal tutkularını bütün coşkularıyla dile getirdiler. 

ANLATIMCILIK VE SOYUT SANAT

Anlatımcılık, soyut sanatın bazı akımlarını da etkiledi; söz konusu akımların üyeleri, egemen olan so­ğuk geometri estetiğine karşı çıkmak için. sert bir anlatımcılığı benimse­diler. Lirik soyutlama topluluğu içinde yer alan Fautrier, Rehineler adlı yapıtıyla bu yeni akımın ilk ör­neklerinden birini verdi. Günümüz­de, soyut çalışan birçok ressam (Atlan, Hartung, Mathieu, vb.) da sanatlarının öznel, bazen de ruh­sal içeriğini vurgulayan anlatımcı çözüm yollarına yönelmişlerdir.

ALMAN ANLATIMCILIĞI

Edebiyatta "anlatımcılık" terimi 1910-1920 yılları arasındaki Alman okulunu belirtir. Sözcülüğünü, Die Aktion (1911), Herwarth Walden'in yönettiği Der Sturm (1910) ve Carl Von Ossietzky'nin yönettiği Die Weltbühne (1918) adlı dergilerin yaptığı anlatımcılık, çeşitli türlerin yanı sıra, belli bir ölçüde romana (Rainer Mariâ Rilke'nin Malte Lqurids Brigge'nin Notları); Alfred Döblin'in Berlin Alexanderplatz'ı, 1929; Hans Henny Jahnn'ın Perrudja'sı 1929; vb.) da yansıdı. Ama özellikle şiirde (Trakl, Heym, Stadler, Benn, Lasker-Schüler) ve tiyatroda etkisini gösterdi: Fritz von Unruh'un Platz'ı (Meydan, 1920); Ernst Toller'in İnsan Kalabalığı (Masse Mench, 1921) ve Hoppla Wir Leben'i (Hay­da, Yaşıyoruz, 1927); Georg Kaiser' in Die Koralle (Mercan, 1917). Gas I (Gaz I, 1918), Gas II (Gaz II, 1920) üçlemesi. Ayrıca, Alman anlatımcı­lığının sinema alanını da büyük öl­çüde etkilediğini belirtmek gerekir. 

YENİ BİR İNSANLIK ANLAYIŞI 

Sırasıyla şiddet ve ölüm özlemi, ke­sin bir kötümserlik ve tam bir barış­severlik duygularının dile getirildiği bu akımın odak noktasını, 1914-1918 savaşının belirtileri ve sonuçlan oluşturdu. Nietzsche, Freud ve Strindberg'den esinlenen Alman an­latımcıları, öfkeyi dile getirme yolu­nu benimsediler. Olabilecek bütün karşıtlık etkilerinden (görünüş-gerçek; gölge-ışık; acıklı-gülünç; hay­ran kalma-alay etme) yararlanarak, yıkımın ya da devrimin coşkunluğu­nu, yenilginin ve bozgunun düş kı­rıklığını dile getirdiler. Kant, yakla­şık yüz elli yıl önce, şu soruyu sora­rak bir felsefe çağını kapatıp yeni bir felsefe çağını başlatıyordu: Bilgi edinme ne ölçüde olanaklıdır? Al­man anlatımcılarıysa, soruyu este­tik düzleminde şöyle ele aldılar: Bi­çimlerin yaratılması ne ölçüde ola­naklıdır? İnsan, içinde ne gibi bir sorun, ne gibi şaşırtıcı bir giz taşı­maktadır? Bilinçaltını bilinçli kılma­yı, yaşantıyı bilim, tutkuyu bilgi, sevgiyi nevroz olarak yeniden kur­mayı amaçlayan anlatımcılık, alışıl­mış değerleri yıkmaya çalışan bir akımdır. Her şeyden önce burjuva rahatlığına ve gerçekçiliğine tepki gösterir; insan kişiliğini en kaba, en karanlık ve en hareketli yanıyla yü­celtmeye yönelir. Böylece, düşünce ve eylemi birleştiren,aşkın gerçekçi­liği ya da kahramanca gerçekçiliği benimseyen kişi, Faust olmaktan çok, evrensel bir kişi olarak ortaya çıkar.Anlatımcılığın en" şaşırtıcı özellikle­rinden biri, dünyayı olumlu yönde değiştirmek için acı çekerek kurtul­ma ya da intihar ederek var olma düşüncesidir. Bir bakıma Dostoyevski'den esinlenen bu görüş, anla­tımcı sanatta sürekli olarak ortaya çıkar.Avrupa uygarlığının geçirdiği derin bunalımı, umutsuzluğa düşmüş bir şiddetle dile getiren Alman anlatım­cılığı, kübizm ve gelecekçilik (füturizm) akımlarıyla aynı dönemlerde ortaya çıkmıştır; ayrıca dadacılığın ve gerçeküstücülüğün habercisidir. Yaşamın sunduğu sonsuz teknik ola­nakları ortaya koyan anlatımcılığın başkaldırısı, Nietzsche, Freud ve Strindberg'in (Rüya Oyunu [Ett Drömspel], 1902) yapıtlarının yarattı­ğı sarsıntıya ve insanlığa hizmet et­me geleneğini destansı bir biçimde yeniden canlandırmayı amaçlayan Verhaeren ile Whitman'ın görüşle­rine bir yanıttır.

TİYATRO

Anlatımcı tiyatro, ya aile davasını ortaya atarak ya da baba ile oğul arasındaki freudcu çatışmayı yeniden ele alarak, bireyin kökenine inmeye çalışır. Bu tiyatro, tekdüze tumturaklı olmasına karşın, çizdi simgesel görüntülerle ve sürekli artan saplantılarıyla, çökmekte olan uygarlığın en zengin olmasa bile en canlı anlatımıdır. Öncülüğü] Büchner (Woyzeck, 1836), Wed kind (Frühlings Ervvachen [İlkbaharın Uyanışı], 1891) ve Strindberg in yaptıkları anlatımcı tiyatroyu geliştirmiştir. 

ŞİİR

Alman anlatımcılığının gerçek temsilcileri, genç yaşta ölen ozanlardır. Bu ozanların ölümüyle, anlatımcıl topluluğu da çok geçmeden dağıldı. Georg Heym boğuldu; Trakl, Krkow yakınlarındaki Grodek savaşından sonra intihar etti; Stadle Stramm, Franz Marc, Macke Sorge aynı savaşta öldüler. Öte yandan, bütünüyle nihilist bir özellik taşıyan dinamizm tutkusu bazı yazarların toplumsal romanlar yazmalarına (Ernst Jünger'in Emekçi, 1932 adlı yapıtı) ya da nasyonal-sosyalizme katılmalarına (He nicke ve Lersch) yol açmış, Ben Kafka, Jahnn, Brecht, Musil gibi yazarlar da, anlatımcılık akımının bazı özelliklerini yapıtlarında kullanmıştır. 

ANLATIMCI SİNEMA

Anlatımcı akımla canlanan ve 1920-1930 yılları arasında gelişen Alman sinema okulu, fantastik öğelere yö­nelmesi, şiddet dolu bir evren yarat­ması ve çılgınca bir şiirsellik taşımasıyla dikkati çekerAnlatımcılığa, 1914-1918 savaşın­dan önce de, aslında tiyatro yönet­meni olan Max Reinhardt'ın filmle­rinde, Paul Wegener'in ve Henrik Gallen'in (Praglı Öğrenci, 1913; Golem, 1914) fantastik filmlerinde yer yer rastlanıyordu. Ama, nihilist dünya görüşü beyazperdeye tam an­lamıyla savaş sonrası yıllarında yansıdı.

Anlatımcı edebiyat ve resim gibi, anlatımcı sinema da nesnelliğe bü­tünüyle karşı çıktı ve yalnızca yö­netmenin sanrılarını yansıtmaya ça­lıştı: Robert Wiene'nin Doktor Caligari'nin Muayenehanesi, Fritz Lang'ın Üç Işık'ı (1921); Wilhelm Murnau'nun Vampir Nosferatu'su (1922); vb. Bu filmler aynı akımın içinde yer almalarına karşın çok değişik eğilimleri yansıtır. Bir mi­mar olan Lang, filmini dekorların kuruluşu üstüne dayandırır; bir res­sam ve ozan olan Murnau ise, vampirin serüvenlerini şaşırtıcı dış uzamlar içinde verir. Alman anla­tımcılığının değişmeyen öğelerinden biri, yapıtın tam merkezinde uğur­suz bir yaratığın bulunmasıdır. Çaresi bulunmayan bir yazgının ya da paranoya saplantısının simgesi olan bu yaratığın bunaltıcı varlığı, işkence ettiği, ezdiği ya da yok ettiği kişilerin eylemlerine acıklı ve kor­kunç bir anlam kazandırır: Nosferatu; Üç Işık'taki Ölüm; özellikle de Hitler'in bir öntaslağı gibi görünen Doktor Mabuse (1922, F. Lang). Mumyalar Müzesi ( Paul Leni, 1924) ya da Gölge Oyuncusu (Robinson, 1922) gibi filmlerde anlatımcı sinemanın doğrudan doğruya-tiyatroya ilişkin özelliklerden yararlandığı görülür. Aydınlatma ve çerçeveleme konu­sunda çok ileri aşamalara götürül­müş araştırmalar, bir tiyatro uzamı ve bir tiyatro oyunu havası veren çeşitli sahnelerin doğmasına yol aç­mıştır. Dekorun ve oyunun çoğun­lukla aşırı derece üsluplaştırılması da, tiyatro anlayışından ve Rein­hardt'ın yaklaşımından kaynakla­nır. Murnau'ysa, Son Adam (Der Letzte Mann) adlı filminde, bu ti­yatro özelliklerinden kurtulmayı ba­şarmıştır: Kameranın olağanüstü bir hareketlilik içinde kullanılarak oyunun kişilerinden biri haline geti­rilmesi. F. Lang'ın M (1931) filmiyle doruk noktasına ulaşan Alman anla­tımcılığının oynadığı rol son derece önemlidir. Çünkü, cinsellik, sadizm, delilik gibi konular ilk kez anlatımcı­lık yoluyla beyazperdeye aktarılmış ve sinema, tıpkı yazarın kalemi, res­samın fırçası gibi, bir yaratıcının anlatım aracı olabileceğini kanıtla­mıştır. Akımın etkilerine Josef Von Sternberg, Stroheim, Orson Welles, John Ford, Alfred Hitchcock, İngmar Bergman gibi önemli film yönet­menlerinde de raslanır. 

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle