|
Servet-i fünun, dil yabancı sözcüklerle dolu olmasına rağmen, bu şiirler bizde, Batı şiir anlayışına en uygun bir görüşle yazılmışlardır. Edebiyat-ı Cedidecilerden sonra gelenler yabancı sözcükleri ayıklayarak Türk şiirinin bugünkü yolunu açmış oldular. Şiirimizin beyit beyit kurulma ilkesinden ayrılışı Servetti Fünûn şiiriyle başlar. Servetti Fünûn şiirinde Divan Şiiri'nin yerini Fransız şiir özelliklen alır; günlük basit olaylar konu olur. Avrupa nazım biçimleri denenir, şiir düzyazıya yaklaştırılır, uyakların kulak için olduğu saptanır. Servet-i fünun şiirinde anjambman vardır. Anjanbman; ulantı; bir mısrada anlam tamamlanmadığı zaman onu tamamlıyacak kelimelerin diğer mısralara bırakılmasıdır. Servet-i Fünûnculardan Tevfik Fikret'le Cenap Sahabettin bunu ustalıkla şiirlerinde kullanırlar. Servet-i fünun şiirinde şiirin yerini resim alır çoğunlukla. Cenab'a göre şiir: «kelimelerle yapılmış bir resim» dir. Onların biçim ve üslûp titizliği, daha sonra, geniş halk yığınlarının anlıyabileceği bir nitelik kazanır. Tanzimat şiiri olsun Servet-i Fünûn şiiri olsun; Divan şiiri ile Batı şiirinin bileşkesinden doğmuştur denilebilir. Özellikle Tanzimat şiirinin özünde Batı biçiminde Divan; Servetti Fünûn şiirinin biçim ve özünde ise Batı şiir niteliklerini bulmamız buradan gelmektedir. Servetti Fünûn şiirini yaratan Tevfik Fikret'tir. Şiirlerinde sağlam bir nesir yapısı; kendinden önceki şairler de görülmeyen iç ve dış yenilikler; toplumsal konular, biçim, kafiye özgürlüğü ustalıklı bir aruz görülür. Türk şiirinde insan, bilim, fen, teknik sevgisi Tevfik Fikret'ten sonra gelişir. Tanzimat'tan sonraki şiirimizde bizi öz benliğimizden uzaklaştıran buharlaşma görülür. Bu bilinçsiz Batı hayranlığı, bize öz kişiliğimizi duyuran Yahya Kemal'e kadar süregelir. Tanzimat şiirindeki yalınlık, fikirle yüklü üslûp; Servet-i Fünûn'da mecazlara, benzetmelere, istiareye yerini bırakır. Servet-i Fünûn şairleri, genellikle, gerçeklerden kaçan derin bir melânkolik kötümserlikle yüklü bir ruh hali gösterirler. Bunun için doğa, hayal ve anılar yegâne teselli kaynaklarıdır. Servet-i Fünûncular üslûbu yaratırken çoğunlukla duyguyu çıkış kaynağı olarak alırlar. Dil bu kaynaktan doğar. Servet-i Fünûn şairleri, özle biçimin uyumlu bir güzellik taşımasına çalışmakla beraber, Türk diline değer vermezler; büyük hataları buradan doğmaktadır. İzlenimlerin etkisi, mecazlarla, benzetmelerle, iğretilemelerle artırılır. Servet-i Fünûnculara göre, her veznin bir ruhu vardır. Bu görüşle, vezni monotonluktan kurtarırlar. Bunun için Servet-i Fünûn şiirinde sözcüklerin musikisi kuvvetle kendini duyurur. Servet-i Fünûncular, metafizik âlemden çok, fizik âlemle; doğanın iç görünüşü ile değil, dış görünüşüyle ilgilenirler. Yalnız Cenap Sahabettin, doğada, insan ruhunu andıran bir ruhu, «ruh-i kâinat» ı arar. Servet-i Fünûn şiiri, çoğunlukla gerçeklerden kaçar, hülyaya dalar. Servet-i Fünûncuların şiir sanatında; doğanın dış tasviri, renk, biçim, devinim, resim, musiki, aşk, hayal, «sanat için sanat» yalnız Fikret'te «toplum için sanat» başta gelir. Günlük olaylar, günlük yaşantıdan doğan gözlemler şiirin dokusuna girer.
|