|
Edebiyat-ı Cedide -
Servet-i Fünun
|
|
ARAPKİR'de doğdu (9 Eylül). Elâziz Askerî Rüştiyesi'nden sonra İstanbul' da Kuleli Askerî İdadisinde ve Askerî Tıbbîye'de okudu. Yüzbaşı olarak okulu bitirdi. Siyasî cemiyete girdiği için Fizan'a sürüleceğini anlayınca Avrupa'ya kaçtı (1897). Jön Türkler'in Cenevre'de çıkardıkları «Osmanlı» gazetesine yazılar yazdı (1897). İstanbul'a döndükten sonra (1911), göz hekimliğinin yanısıra «İçtihat» dergisini çıkardı. İstanbul'da öldü (28 Kasım). Ölümünün Tezi açıktı: Gereldi olan, diktatörleri yaşatmıyacak ve üretmiyecek kültüre ve bilince sahip bir toplum olmaktı. Ne demişti Shakespeare, Jul Sezar piyesinde : Romalılar koyun sürüsüne dönüştükleri için, Sezar kurt olmuştu. İnsanlar da toplumlar da yeniliklere açık olmalıydılar. Ama, ıslâhat, «şiddetli ve sarsıntılı ihtilâl» değildi. Çünkü, «zaman, kendi yardımı olmadan yapılan işleri korumaz» dı. «Aceleye getirilen bir inkılâp, başarıya ulaşamamış bir gelişme» idi. Onun lâyikliği, yalnızca softa baskılarından kurtulmak için bir araç değildi. Gerçek anlamda bir düşünce ve vicdan özgürlüğüydü. «Dört karılı bir aile taslağı ile, medeniyet ailesine girilemezdi.» Fransız yazarı Rene Pinon'un alaycı bir gözlemi vardır: «Osmanlı İmparatorluğu içinde herkes için yer vardır. Türkler için bile». Abdullah Cevdet; yaşamının sonuna dek göz hekimliğinin yanısıra dergiciliğini, yazarlığını, kitap yayıncılığını sürdürür. Telif, çeviri altmıştan fazla eser bırakmıştır. En tanınmış eserleri: Masumiyet (1896); îki Emel (1897); Kahriyât (şiirler, 1906); Fünun ve Felsefe (1906); Gizli Figanlar (1906); Mahkeme-i Kübra (1908); Bir Hutbe (1909); Yaşamak Korkusu (1911); Cihan-ı Islama Dair Bir Nazar-ı Tarihî ve Felsefî Bir Bakış (1922); Akl-ı Selim (Baron Holbaey'den çeviri, 1924); Rübayiat-ı Hayyam ve Türkçeye Tercümesi (1929); Karlı Dağdan Ses (şiirler, 4931).
|