|
SERVET-İ FUNUN Edebiyatı'nın çığır açıcı ilk örneklerini veren şair ve yazar. Manastır'da doğdu. Babası, binbaşı Osman Sahabettin, Plevne' de şehit düşünce, annesiyle İstanbul'a geldi; Askerî Tıbbiye'yi bitirerek, uzmanlık öğrenimi için Paris'e gitti; orada dört yıl boyunca Fransız edebiyatiyle de yakından ilgilendi. İstanbul'a dönünce, Şelâle-i Edep; Maarif, Hazine-i Fü-Mektep gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle tanınmaya başladı; daha sonra Servet-i Fünûn topluluğuna katıldı. Mersin ve Rodos'ta doktor olarak çalıştı. Cidde'de sıhhiye müfettişliği yaptı; emekliye ayrıldıktan sonra Edebiyat Fakültesinde bir süre Batı edebiyatı okuttu; dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Beyin kanamasından Bakırköy'ündeki evinde öldü. Manzumeler yazmış sonraları Parnasyenlerin özellikle sembolizm akımının etkisine kapılmıştır.. Bu akımların şiir anlayışına uyarak, değişik ritm ve hayaller yaratabilmek için, dili zorlamış; Arapça ve Farsçadan yeni kelimeler alarak, yabancı kelimelerle yeni tamlamalar kurmuş; aşk ve tabiat konularını işlemiş; «sanat için sanat» görüşünü benimsemiştir. Cenap'ta sembolist şiir anlayışı; genel olarak yoktur. Ancak, istiare, dil ve ahenk özellikleri bakımından sembolizme yaklaşır. Muhayyilesi, kâinatta cansız hiçbir şey bırakmamanın, cansız bilinen her şeyi canlandırmağa çalışmanın, her şeyde bir hayatın varlığını kabul etmenin peşindedir. Dokunduğu her şeye yeni yeni renkler, derinlikler, istediği tonda ışıklar, alıştığımızdan bambaşka biçimler, aydınlıklar veren şaşırtıcı, gür bir imgelem gücü vardır. 1897 tarihli 329 sayılı Servet-i Fünûn'da, edebiyattan beklenen faydaları anlatırken «Edebiyattan amaç yalnız edebiyattır» sonucuna varır: Cenap Sahabettin; doğada, insan ruhunu andıran bir ruhu, «ruh-i kâinat»ı arar; gerçeklerden kaçar, hülyaya dalar. Cenap'a göre şiir «kelimelerle yapıl1mış bir resim» dir. Ekremle Hâmit'ten ve sembolistlerin görüşünden gelen etkilerle şiirin, herkesin konuştuğu dilden ayrı tilcikleri bulunması gerektiğine inanır. O güne kadar pek az duyulmuş, hiç duyulmamış tilcikleri bol bol kullanması bu anlayıştan doğmaktadır. Bu yüzdendir ki, sâât-ı semeh-fâm (yasemin renkli saatler), berf-i zerrin (altın kar), lerze-i ruşen (parlak titreyiş) gibi söyleyişleri zamanında çetin tartışmalara yol açmıştır. Şiirlerinde; duygu, görgü, bilgi öğeleri ustalıkla birleşmiş mecazlarla teşbihler, istiarelerle tamlamalar birbirine karışmış «nazım=nesir+ müzik anlayışı üzerinde önemle durulmuş; aruz heceden üstün görülmüş; tema «tabiat-kadın-aşk» üçgeni üzerine oturtulmuş; görünümlerinden hepsi duygu: bir açıdan, hepsi de aruz ölçüsü ile yazılmıştır. Cenap Sahabettin «güzellik için sanat» kendi deyimiyle «hüsn-i mücerred» in arayıcısıdır. Onun görüşü göre; Edebiyattan gaye ancak edebiyattır. Cenap Şahabettin'in nesrinde nükte ile fikre sıkı sıkıya bağlılık görülür. İşitilmemiş tamlamalara, şaşırtıcı zekâ oyunlarına düşkündür. Hareketli, değişik, zengin bir nesir peşindedir. 1908 yılından sonra nesre önem vermiş; millî edebiyat akımına rağmen dilini sadeleştirmemekte direnmiş; eleştirici, alaylı bir anlatımla hemen her konuda makaleler, sohbetler, gezi mektupları, özdeyişler, piyesler yazmıştır. Şiirlerinde olduğu gibi, düz yazılarında da, süslü anlatıma, nükteye, zekâ gösterişine, kelime oyunlarına, her türlü söz sanatına önem vermiştir. Herkes gibi yazmamak, ayrı bir düşünüş, mantıkla dolu bir fikir, orijinal bir buluş bu nesrin en belirli özelliğidir. Özdeyişlerinde bu özellikler açıkça yansır. Cenap Sahabettin; Servet-i Fünûn nazmının ilk başarılı örneklerini veren: böylelikle yeni bir çığır açan; 1896 dan 1923'e kadar edebî hayatımızda etkili bir rol oynayan; batı edebiyatının kesin ve eksiksiz yerleşmesinde büyük payı bulunan bir kişi olarak daima anılacaktır. Özellikle, her zamana uymasını bilen nesri, Türkçemizin bugünkü yapısını bulmasında, büyük bir rol oynamıştır. Özdeyişleri çoğunlukla kuvvetli bir nitelik taşır. Eserlerinin en tanınmışları : Tâmat (şiirler, 1887), Evrak-ı Eyyam (makaleler, 1915); Nesr-i Harb, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (makale ve özdeyişler, 1918); Körebe (piyes.) Yalan, Küçükbeyler
|