Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında en çok konuşulan ama ne yazık ki hakkında köklü ve kalıcı araştırmalar yapılmamış edebî ekollerden biri de "Birinci Yeni" olarak da adlandırılan "Garip Akımı"dır. Bu akımı meydana getiren üç önemli şairin, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat (Horozcu) ve Melih Cevdet Anday'ın kalıcı ve önemli şiirleri kadar sıradan çalışmaları da vardır. Hatta birçok şairimizin şiir kitabında yer alan vasatın altındaki örneklere bunlarda da rastlarız. Bugünün tabiriyle 'en medyatik Garip' Orhan Veli hakkında çok yazı yazıldı. Sonuncu 'Garip' Melih Cevdet Anday ise şiirin dışında verdiği eserlerle zaman zaman gündeme geldi. Ne var ki Oktay Rifat, hak etmediği hâlde unutuluyor. Peki, yazdığı onlarca şiir ve nesir kitabıyla edebiyat dünyamıza hiç katkıda bulunmamış mı bu şairimiz?
1914 doğumlu olan Oktay Rifat, şair ve dil üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Samih Rifat'ın oğludur. Ankara Erkek Lisesi'ni (1932), ardından Ankara Hukuk Fakültesi'ni (1936) bitirdi. Maliye Bakanlığı tarafından gönderildiği Paris'ten, savaş yüzünden eğitimini tamamlamadan döndü (1940). Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde (1943) çalıştı. Serbest avukatlık yaptı. İstanbul DDY avukatlığından (1961-1973) emekliye ayrıldı. 18 Nisan 1988 tarihinde öldü.
Şiir kitaplarından bazıları Güzelleme (1945), Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler (1946), Aşağı Yukarı (1952), Karga ile Tilki (1954), Perçemli Sokak (1956), Çobanıl Şiirler (1976), Bir Cigara İçimi (1979), Koca Bir Yaz (1987) adlarını taşıyor. Tercüme kitapları, roman ve tiyatro eserleri de bulunan Oktay Rifat'ın Karga ile Tilki kitabı 1955 Yeditepe Şiirler Kitabı 1970 Türk Dil Kurumu Şiir armağanlarını kazandı.
YENİ ŞİİRİN ÖNCÜLERİNDEN
Baki Süha Ediboğlu Bizim Kuşak ve Ötekiler adlı kitabında Oktay Rifat'ın yetiştiği muhiti şu çizgilerle resmeder:
"Çocuk yaşındayken kalabalık ve hepsi de kültürlü, yabancı dil bilir bir ev içinde edebiyat ve şiir terbiyesi almış, başta babası olmak üzere ağabeyi ve ablalarından çok şey öğrenmiş, ortaokul ve lise öğrenimindeyken arkadaşları tarafından kolayca kendini göstermiş, irsî diyebileceğimiz bir kabiliyetle şiirler yazmaya başlamıştır."
Şair, bir şiirinde İstanbul'un Samatya semtinde geçen çocukluk yıllarını hatırlar: "Bilyeli bir düdük cebimde, Samatya, / Çocukken çaldığım, sen uyurken o kuş / Tohumları etek dolusu bırakmış / Küçük bahçesinde, gelincik papatya."
Oktay Rifat'ın ilk şiirleri 15 Aralık 1936 tarihinden itibaren Varlık'ta yayımlanmaya başlar. Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday'la birlikte Garip (1941) kitabını çıkararak yeni şiirin temellerini atarlar. Şair daha sonra yeni biçim arayışlarına girer, tarzını geliştirir ve farklı unsurlarla gerçeküstü, kapalı fakat derinliği olan şiirler yazar. Her yazdığı yeni kitapta öz ve biçimde orijinal buluş ve kullanılışlar dener. Halk folklorundan ve edebiyatından faydalanarak şiir duvarını örer. Behçet Necatigil, şairi değerlendirdiği kitabında şu satırlara yer veriyor:
"Başlangıçta yeni bir hava içinde güçlü aşk şiirleri, toplumcu sanat ilkesinden hareketle, halk deyim ve söyleyişlerinden, masal ve tekerlemelerden faydalanarak başarılı taşlamalar, sosyal şiirler yazdı. Son şiirlerinde öz ve biçim yoğunlaştırmalarıyla, estetik plânda yeni ve güçlü bir atılım gösterdi."
BEŞ DUYUNUN ŞAİRİ
Oktay Rifat'ı "beş duyunun şairi" diye tarif eden Cemal Süreyya, onun belirgin özelliğinin "birden birelik" olduğunu belirterek, "Durmadan, yorulmadan yaşama sevincini ufak ayrıntılara indirir, çevresinde gördüğü her şeyde yeniden sınamak ister bu sevinci" der Şapkam Dolu Çiçekle adlı kitabında. Orhan Burian ise 1946'da yazdığı bir yazıda Oktay Rifat için şu tespiti yapıyor:
"İçe dokunma sanatını bütün arkadaşlarından daha iyi biliyor.Hüzünle sevinç karışık o az bulunur mayhoşluk onun şiirlerine vergi. İnsan olmanın gönülde uyandırdığı şefkati, muhabbeti ne tatlı dillendirişi var! Evimizin, kalbimizin, mahremiyetine girmek için ne kadar samimiyet göstermek lazımsa gösteriyor."
Eleştirmen Doğan Hızlan ise Yazılı İlişkiler kitabında Oktay Rifat'ın Türk şiirinde önemli bir kilometre taşı olduğunu belirtirken şunu kaydediyor: "Türk şiir geleneğinde değişimleri ve gelişimleri simgeleyen her akımda, çıkışta Oktay Rifat adına rastlarsınız. Yenilikçilerin şairidir, bu yenilikleri kendi çizgisi içine çekmeyi başarmıştır. Akımlar, yenilikler işlevlerini bitirip son bulur, gene de Oktay Rifat kazançlı çıkmıştır. Kalan nitelikli tortuda Oktay Rifat damgası kalmıştır." Hızlan, Rifat'ın şiirinin değişmede ve yenileşmede en az fire veren ürünler olduğunu ifâde eder. Gerçekten de Garip cereyanının öncülerinden olan Oktay Rifat, daha sonra toplumcu şiire yönelerek, halk deyişlerinden yararlandığı şiirler yazar. Bir ara İkinci Yeni akımına uygun soyut şiirler kaleme alır. Son şiirlerinde ise biçime, öz ve estetiğe değer verir. Büyük şehirlerdeki sıkıntılı hayatı, insan yalnızlığını, tabiat güzelliklerini ve Anadolu yaşayışını dile getirir son şiirlerinde.
HALK DEYİŞLERİNDEN FAYDALANDI
Garipçiler eskiyi bütünüyle yıkıp yeni bir sanat, yeni bir şiir ortaya koyma iddiasındaydılar. Ancak bunu yapmaları mümkün olmadığı gibi kendileri de geleneksel şiirimizin beslendiği kaynaklardan istifade ettiler. Meselâ Oktay Rifat'ı belki de kalıcı yapan en önemli unsur halk deyimlerini, deyişlerini şiirinde pervasızca kullanması olmuştur. 1962'de rastladığımız "Günler gelip geçmekteler / Kuşlar gibi uçmaktalar." tarzındaki mısralarında bir Köroğlu edası buluruz. Aşk'ı en güzel mısralarla terennüm eden şairlerimizden Oktay Rifat'ın Karacaoğlan koşması kokan şiirlerinde halk şiirinin modernize edilişine şahit oluruz: "Öyle sevdalar vardır, biter biter başlar; / Buruk tatlar vardır, ağızda sürüp giden; Bir aşka varan güneş kolayca batmıyor / Yanıyor bin kollu şamdan, tutuşuyor? Ufkunuzda camları göksel konağının / Öyle günler var, öyle anlar, hiç bitmeyen! / Ölümsüz günler onlar, bir hiçle beslenen / Başka bir mevsim ve başka bir dal, başka yemiş / Esrir kim bassa o toprağa ve kim tatsa / O yemişten. Balla dolar testi, açılır / Açılmayan kilit, çiçeğe durur badem, / Dolanır bilgelikle mutluluk yüreğe."
Ya şu aydınlık ve ışıltılı mısralar? Âşık Ömer'den ilham alınarak mı yazılmış, bilinmez: "Bütün günler böyle geçmez / Gökyüzünde maviler, bulutlar ağarır / Ve biz er geç yeni bir güneşe döneriz / Umutlarla ışıyan yüzümüzü."
Şairin bazı mısralarında iyimser ruh hâli var: "Ver elindekini sonra dön sevinene, / Bak mutluluğun yüzüne! O senin yüzün / Işımış ve güleş, aynadaki, / Dünyanın gelip geçiciliğini dile getiren / Gökyüzü, üç beş bulut, akşam garipliği, / Başka nemiz kaldı ki şu yalan dünyada?" mısralarında ise Yunusvarî bir tevekkül ve Fuzulîce bir rindlik buluruz. 1945'te yayınladığı "Güzelleme" ve diğer kitaplarında, hece ölçüsünde değişik kalıpları uyguladığını, geleneksel biçimlerden yararlandığını, halk şiirimizin nazım biçimlerinden aldığı ilhamla şiirler yazdığını görürüz: "Davullar vuruldu önceden / Sazlar çalındı inceden / Döşek sermişler yoncadan / Bir nur doluyor cismime."
Oktay Rifat, gündelik hayatta yaşadığımız küçük mutlulukları büyük bir titizlikle şiire eklemesini bilmiştir. Buna bir örnek verelim: "Merdivende değecek ayaklarıma Tekir / Bakacak gözlerime beni hatırlar gibi / İçimde söylenecek bir lâkırdı var gibi / Şaşıran ellerimde bir kutu Hacı Bekir."