Felsefe

Fotoğraf

Arif Nihat Asya PDF Yazdır e-Posta
Şiir - Şairler

Arif Nihat Asya, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında orijinal şiir­leri millî ruhla kaleme almış bir şairimizdir. 7 Şubat 1904'te Çatalca'da doğan Asya, henüz 7 günlükken babasını kaybetmişti. Yoksul bir ailenin çocuğuydu. 5 yaşında tahin satarak ailesine katkıda bulunmak istedi. Zor şartlar altında ilk ve orta öğrenimi­ni tamamladıktan sonra Yüksek Öğretmen Okulu Edebiyat Bölü­mü'nü bitirdi. Birçok ilimizde edebiyat öğretmenliği ve lise mü­dürlükleri yaptı. Milliyetçi bir görüşe sahip olduğu için, dönemin CHP hükümeti tarafından defalarca sürgün edildi. 1950'de Sey­han Milletvekili oldu. Mevlâna sevgisini Kubbe-i Hadra adlı ese­rinde anlattı. Yeni İstanbul ve Babıali’de Sabah gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. 1959'da gönderildiği Kıbrıs'ta iki yıl kaldı. 1962'de emekliye ayrılan "Bayrak Şairi", 5 Ocak 1975 tarihinde vefat etti.

GÜNEŞ SAATİ VE MARİFETNAME

Arif Nihat Asya, hâtıralarında babasından kendisine miras olarak eski bir yatak, bir güneş saati ve Erzurumlu İbrahim Hak­kı Hazretleri'nin Marifetname isimli eserinin kaldığını anlatıyor:

"Ben daha 7 günlükken babam ölmüş, 4 yaşıma girdiğim zaman annemin kısmeti açılmış. Çocukluk ve gençlik yıllarım bü­yük imkânsızlıklar içinde geçti. Çocukluğumu Balkan felâketi alt üst etti. Sonra Cihan Savaşı ve onun getirdiği yokluklar, sefalet­ler, ıstıraplar, etkisini uzun yıllar duyurdu,"

Mustafa Karapınar'ın bir mülakat sırasında "Şiire nasıl başla­dınız? Niçin ve nasıl devam ettiniz?" şeklindeki sorusuna Arif Nihat şu cevabı verir:

"Birinci Dünya Harbi'nde İstanbul'da Yusuf Paşa Caddesi üzerinde Gülşen-i Maarif Rüştiyesi'nde talebeydim. O zamanlar bir takım destancılar türemişti. Yazdıkları ve yazdırdıkları harp havasına uygun destanları, allı yeşilli kâğıtlara basılmış olarak ve bir ahenkle okuyarak satarlardı. Ben de bunlardan özenip ilk beytimi söyledim: "İngiliz'in boşuna gitti her işi / Türk'e mermi menzili oldu gemisi. / Görülüyor ki, bunda kafiye pek yok, ama vezin var. Mermi, menzil gibi kelimeler de var. Ve bunu yazan il­kokul üçüncü ve dördüncü sınıf talebesi..." 

MİLLÎ VE YERLİ SES

Dürüst karakteri, kibarlığı ve mertliği ile tanınan Arif Nihat Asya, aşk derecesinde vatanını seven, millî ve manevî değerleri­ne bağlı ve müsamahalı bir mizaca sahip olmasıyla, bulunduğu her çevrede sevilen bir insandı. Geniş anlamda "toplum için sa­nat" şairi olan Asya, dar açılı bir ideolojiye hizmet etmeyişi ile gerçek yerini bulmuştur. O, her kıymete "önce sanat" endişesi içinde bakmıştır. Arif Nihat Asya'nın şiir dili, halk dilinden, her­kesin anlayabileceği gerçek bir Türkçe'den meydana gelir. Müs­lüman Türk'ün büyük zaferlerini, insanımızın ince ruhluluğunu, askerimizin kahramanlığını zevk ve inançla söyleyen bir şairi­mizdir.

Dış çevre, tabiat ve göz önündeki âlem kadar iç dünya da şi­irine akseder. Eski aşk hikâyelerimizi şiirinde çağdaş bir biçim ve yeni bir söyleyişle dile getirir. Divan şairlerine hayrandır, ancak Mevlâna'ya muhabbeti daha fazladır. Eski şiirimize, musikimize ve geleneklerimize Yahya Kemal gibi içten bağlıdır. Fetih ve Fatih için, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve II. Sultan Abdülhâmit Han için yazdığı şiirler onun Osmanlı'ya olan sevdasının ba­riz alametidir. Asya'da İslam’ı inanç ile Türklük şuuru kaynaşmıştır. Şiirinde din büyüklerinin tasavvuf öncülerinin hayat hikâ­yeleri kadar Ergenekon, Oğuz destanları da geniş yer bulur.

Önceleri romantik bir Turancılık fikrine kapılan Arif Nihat Asya, Anadolu'yu yakından ve içerden tanıdıkça Yahya Kemal çizgisindeki milliyetçilik anlayışına daha da yakınlaşır. Memle­ketçi, Anadolucu ve milliyetçi bir şair olarak millî değerlerin ve medeniyetimizin savunulmasında öncü bir konuma geçer. 

TİTİZ SANATKÂR

Arif Nihat Asya'nın şiiri bütünüyle memleket şiiridir. Bu şiir­de insanımızın duygu ve düşünceleri, hüznü, coşkusu, gelenek ve inanışları kısacası maddî ve manevî bütün hassasiyetleri mev­cuttur. Bir şiirde gelinlik kızların duygularını terennüm ederken, öbür şiirinde bayrak ve vatan sevgisini, diğer bir şiirinde manevî hislerini dile getirir. Asya bir destan şairi olduğu kadar bir hayat şairidir de. Köylümüzün, esnafımızın, çiftçimizin, orta insanımı­zın dert ve ıstıraplarını mısra mısra bu şiirlerde buluruz. Millî duygulan, marş havasında bu şiirlerde görürüz. İdeolojisiyle ül­kesine düşman olanlara karşı nefsi müdafaayı Asya'nın nazmın­da müşahede ederiz. Bütün bu çaba içinde şair, derbeder bir üs­lûba değil, aksine titiz bir ifadeye sahiptir. Dili bir kuyumcu titiz­liğiyle işler. İnce mecazlar ve telmihlerle şiirini süsler. Hayal âle­mi geniştir. Maziden gücünü alır, istikbale doğru koşar. Şiirleri­nin bütününde bayrak, vatan ecdat sevgisi kadar gelecek ümidi de hâkimdir. 

ŞİİR VE NESİRDE USTA

Arif Nihat Asya, serbest şiiri ustalıkla kullanabilmiş mükem­meliyetçi bir şairdir. Onun gerek "Bayrak", gerek "Dua" ve "Na­at" gibi şiirleri serbest ölçüyle yazılmış kuvvetli şiirlerdir. Asya bu şiirlerinde ustalığını gösteren sağlam bir altyapı ve mükem­mel bir teknikle mısralarını örer. Yerli yerine oturmuş kelime ve mısralar bu şiirlerdeki ses uyumunu sağlamlaştırır. Büyük bir ahenk ve musikinin yaygın olduğu bu şiirlerde bir mütefekkirin ince ölçülerini meydana getiren bir tablo görürüz.

Asya, birçok büyük şairde görüldüğü düzyazıda sağlam ve akıcı bir üsluba sahiptir. Sadece şiirde değil nesirde de gerek ele aldığı konular gerekse dili bakımından son derece iyi bir yazar­dır. O, sadece şiiri değil nesriyle de millî edebiyatımızın Cumhu­riyet'ten sonraki güçlü sesi olmuştur.

 EDEBİYATIMIZDA BUHRAN

Arif Nihat Asya, sanatının 50. yılı münasebetiyle Defne dergi­si için hazırlanan bir mülakatta kendisine yöneltilen "Türk fikir ve sanat hayati hakkındaki görüş ve düşünceleri ile günümüzün ve geleceğin sanatçılarına tavsiyeleri" konularını ihtiva eden so­rulara şu cevabı verir:

"Türk fikir ve sanat hayatı bugün buhran geçirmektedir. Ede­biyat örnekleri karşımıza iki ayrı milletin edebiyatları hâlinde çıkmaktadır. Dilleri dahi ayrı gibidir. Maddeci zevkle, mânâcı zevkin soğuk harbi içindeyiz. Mânâcılar, maddenin hakkını ka­bul etmemektedirler. Aralarını bulmaya imkân yoktur. Ancak, herkes kendine bir taraf seçebilir." 

TÜRKÇE'YE SEVDALI

Büyük bir dil ve üslûp sanatkârı olan Arif Nihat, gerek şiirde gerekse nesirde ele aldığı konulan işlerken dili sanatkârane ve ti­tiz bir şekilde kullanır. Milleti meydana getiren manevî unsurlar­dan birinin de dil olduğunu kabul eden Asya, Türkçe'nin büyük imparatorluklar kuran bir milletin dili olduğunu, bu yüzden Türkçeleştirdiğimiz her kelimenin Türkçe olduğunu müdafaa eder. Türkçe'nin zamanla sadeleşeceğine inanır, ancak zorlama­lara ve gereksiz müdahalelere karşı çıkar. "Bu kelimelerin aslı Türkçe değildir" diyerek yapılan tasfiyelerin dile ve millete bü­yük bir ihanet olduğu görüşündedir. Kısacası dilin kendine göre kanunları bulunan bir müessese olduğu idrakindedir. Müdahalelerin olmaması halinde Türkçe'nin enginliğini ve zenginliğini göstereceği kanaatini taşır.

Arif Nihat Asya, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'le başlayan edebiyatımızdaki milliyetçi akımın Cumhuriyet dönemindeki temsilcilerinden biri olmuştur. O, şiiri en geniş imkânlarla, aruz, hece ve serbest tarzlarıyla kullanarak, artistik nesri yazarak her iki vadide de iddialı olduğunu göster­miştir. Hem nazımda, hem de nesirde sayısız eserler vererek he­nüz hayattayken büyük bir şöhret kazanan Arif Nihat Asya, ma­zi ile gelecek arasında bir köprü olmayı kendine görev kabul et­miştir. Nice büyük ustaların boy gösterdiği Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nda kendisine özgü bir yer açmasını bilmiş ve "Bayrak Şairi" olarak edebiyat tarihimize mal olmuştur. 

MİLLETİNE SEVDALI

Arif Nihat, eserlerinde tarihimizin, medeniyetimizin âdeta ha­ritasını çizer. Çeşmeler, çiniler, kubbeler, camiler, zaferler, hattımız, abidevî şahsiyetler, minyatürümüz, mimarîmiz, kısacası mazi bütün ihtişamıyla ve zarafetiyle Asya'nın şiirini taçlandırır. Şair, bazen bir akıncı beyi gibi at koşturur zafer meydanlarında... Kimi zaman bir derviştir elinde asa tozlu yollarda... Âşık olur ba­zen, sevdiceğine türkü yakar. Bazen de bir bilgedir kitaplara ka­panır. Oğuz atlısıdır, Selçuklu seyyahıdır, Osmanlı cengaveridir, Cumhuriyet aydınıdır. Hülâsa, Müslüman Türk'ün üstün karak­ter timsalidir.

Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, Kökler ve Dallar, Top Sesleri, Kanatla­rını Arayanlar ile Ses ve Toprak eserlerinden birkaçı. Türk şiirinde yeni bir ekolun öncüsü olan şairin bugün takipçileri bulunuyor. "Ölümüm" şöyle başlar: "Oğlumun şi'rini bestelemeden / Be­nim de evime seslenir ölüm / Bu sabah ziynetsiz tabutumla ben / Serviler altına götürülürüm / Silinir yaşanmış bir büyük rüya / Yaşayan atılır ve unutulur. / Ölürsem zindana atılır bir nur: / Kazanan ahiret, kaybeden dünya."

Ne diyordu "Yolcular" şiirinde: "Hak yolunda gidenlere / Demir el, tunçtan ayaklar... / Ölmüşlere bulutlarda / Rahmet döşeli yataklar... / Şehitliğe siyah selvi, / Sulara solgun kavak­lar." Ruhu 'Fatiha'lar, 'Yasin'ler bekleyen Arif Nihat Asya, şimdi Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nda yatıyor.

 

ESERLERİ- Şiirler: Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor (1946), Rubaiyyat-ı Arif (1956), Kıbrıs Rubaileri (1964), Nisan (1964), Kubbe-i Hadra (1956), Emzikler (1964), Kökler ve Dallar (1964), Yürek (1968), Avrupa’dan Rubailer (1969), Aynalardan Kalan (1969), Divançe-i Arif (1970), Şiirler (1971), Basamaklar (1971); Mensur şiir­ler: Heykeltıraş (1924), Yastığımın Rüyası (1930), Ayetler (1936). Nesirler: Kanatlar ve Gagalar (1945), Enikli Kapı (1964), Terazi Kendini Tartamaz (1967), Tehdit Mektupları (1967), Onlar Bu Dil­den Anlar (1970), Top Sesleri (1970), Aramak ve Söyleyememek (1976), Kanatlarını Arayanlar (1976).

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle