|
TANZİMAT Edebiyatımızın en seçkin şair ve yazarlarından biri, İstanbul'da Kandilli'de doğdu. Soyu Erzurumlu olan, gümrük memuru Feridüddin Efendi'nin oğludur. İlk öğrenimini bir süre mahalle mektebinde yaptıktan sonra, Beyazıt rüştiyesinde okudu. Sadaret Kalemi'ne memur oldu (1842). Zeki, kabiliyetli bir genç olmasına rağmen, derbeder bir yaşantısı vardı. Divan edebiyatı yolunda şiirler yazıyordu. Reşit Paşa, onu saraya kâtip olarak yerleştirdi (1855). Saray memurluğunda düzenli hayata alıştı; Fransızca öğrendi. Âli Paşa'nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı; sırasiyle Zaptiye Müsteşarı, Atina elçisi, paşa rütbesile Kıbrıs, Amasya mutasarrıfı, Meclis-i Vâlâ âzası oldu. Amacı, memlekette meşrutiyet idaresini kurmak olan «Yeni Osmanlılar Cemiyeti» ne girdi. Namık Kemal'le birlikte Paris'e kaçtı (1867). Londra'ya geçerek Namık Kemal'le «Hürriyet» gazetesini çıkardı (1868). İstanbul'a dönünceye kadar Cenevre'de oturdu (1871). Abdülaziz tahttan indirilince Maarif Müsteşarı oldu (1876). Kanun-i Esasi Encümeni âzalığına seçildi; II. Abdülhamit, İstanbul'da kalmasından kuşkulandığı için, vezirlik rütbesiyle Suriye, Konya ve Adana valiliklerinde bulundu. Adana'da öldü (17 Mayıs); mezarı oradadır. «Bizim dilimiz Osmanlıca değil Türkçedir. Şiirimiz de divanları dolduran gazelle kaside değil, bazılarının vezinsiz diye beğenmedikleri «kayabaşı», «üçleme» ve «çöğür» lerdir. İstidat sahiplerimiz hele bu yola bir kere himmet etsinler, az vakitte ne kudretli şahsiyetler yetişir, görürsünüz.» diyecek, serbest şiiri savunacak kadar ilerici ve ileri görüşlüdür. Ziya Paşa; düşünce ve fikir şiirini getirdi. Halk şiirinin bizim gerçek şiirimiz olduğu inancını, yazı dilimizin halk dilini temel olarak alması gerekliliğini «Şiir ve İnşâ» makalesinde savunmasına rağmen, divan edebiyatı geleneklerini sürdürdü. İstibdat mücadelesinde Namık Kemal'in yanında yer aldı. Yurdumuzda demokratik özgürlüklerin gelişmesi, insan ve vatandaş haklarının yerleşmesi için çalıştı. Tanzimat edebiyatımızın üç büyük kurucularından oldu. Ona göre : «Tanzimat, derebeyliği lâfzen kaldırmıştır. Taşraların her birinde derebeyleri elyevm mevcut olup, fakat isimleri başkadır. Bunlar iki sınıf olup birtakımı konsoloslar, öteki de servet ve nüfuz sahibi eşraftır.» Ziya Paşa, biçim'de eskiye bağlı kalmasına rağmen, öz'de yeni bir niteliğe yöneldi. Aşk, şarap, zevk temalarını işleyen gazel, terkib-i bent, terci-i bent gibi eski nazım şekillerini toplumu uyandıran, kötülüklere çare arayan, duygularla düşünceleri aydınlatan birer araç haline getirdi. Zıtlıklar, çelişmeler içerisinde olmakla beraber, Şinasi ile başlıyan yeni sanat ve dil görüşlerimize bağlı kalmaya çalıştı. Nesri de, şiiri gibi, sağlam yapılı, zamanına göre oldukça sadedir. «Hikmet» li bir nazım yapısı vardır; bunlarda bireysel gerçeklerle toplumsal dertleri kudretle yansıtır. Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm Dolaştım mülki idamı bütün viraneler gördüm Bulundum ben dahi dâr-üş-şifâ-yı Bâb-ı Âlide Felâtun'u beğenmez anda çok dîvâneler gördüm Huzûr-ı gûşe-i meyhaneyi ben görmedim gitti Ne meclisler ne sahbâlar ne işret-hâneler gördüm Cihan nâmındaki bir maktel-i âma yolum düştü Hükümet derler anda bir nice sal-hâneler gördüm Ziya değmez humarı keyfine meyhâne-i dehrin Bu işret-gehte ben de durmadım amma neler gördüm Eserleri Ziya Paşa; şiir, makale, hiciv-mizah, antoloji, edebiyat tarihi türlerinde eserler yazmış; birçok çeviriler yapmıştır. Mizah şaheseri sayılan «kaside, tahmis ve şerh» olmak üzere üç bölümden kurulu, nazım - nesir karışık eseri Zafernâme (1868-?); Türk, Arap ve İran şairlerinden seçtiği şiirleri bir araya toplayan antolojisi Hârâbat (3 cilt, 1874); ölümünden sonra yayımlanan şiir kitabı Eş'ar-ı Ziya (1881); daha sonra Süleyman Nazif bu kitabı «Külliyat-ı Ziya Paşa» adı altında yayımladı (1925); Cheruel ve Lavalle'den Engizisyon Tarihi (çeviri, 1881); en çok sevilmiş, ezberlenmiş, atasözü gibi dillerde dolaşan beyitlerle dolu kitabı Terkib-i Bent ve Terci-i Bent (1884, 1896, 1909, 1951); Endülüs Tarihi (çeviri, 2 cilt, 1859 -1888); Mukaddeme-i Hârâbat (1893); edebiyatımızda ilk mülakat türü olan mensur eseri Rüya (1908); Jean Jaoques Rousseau'nun «İtiraflar» nın etkisiyle yazdığı, amlarmı anlatan yarım kalmış eseri Defter-i A'mâl'dir. Rousseau'dan çevirdiği Emil ise, dilinin güzelliğiyle üzerinde durulmağa değer.
|