|
İlk ve orta öğreniminin bir bölümünü tamamladığı Bursa kenti, o yıllarda Yunan işgali altında bulunduğundan, yetişme dönemi güç koşullarda geçen Şefik Bursalı, öğreniminin yanı sıra, ailesinin geçimini sağlayabilmek için çeşitli işlerde çalıştı (bir ara karikatürcü Cemal Nadir'le tabelacılık yaptı); aynı zamanda da, suluboya resimlerle, sanat yaşamının ilk ürünlerini verdi. Bir an önce Akademi'ye yazılmak için lise öğrenimini yarıda bıraktı; işgal altındaki Bursa'dan İstanbul'a geçmeyi başararak, bir dostunun önerisiyle, İbrahim Çallı'yı (resimlerinden, olumlu yönde etkilendi) buldu. 1921'de giriş sınavını kazanarak Güzel Sanatlar Akademisi'ne yazılıp, 1921-1930 yılları arasında, Akademi'nin çeşitli atölyelerinde sanat eğitimi gördü. Öğrencilik yıllarında Bursa'ya sık sık giderek, Bursa dönemi sayılan resimlerini oluşturdu; çok sayıda manzara etütleri yaptı. 1923'ten başlayarak Galatasaray sergilerine katıldı. Açılan yarışma sınavında başarılı olarak, devlet hesabına Paris'e gönderildi; dönüşünde Bursa ve Konya liselerinde resim öğretmenliği yaptı: Konya'da gerçekleştirdiği, Bursa döneminden sonra ikinci verimli dönemini oluşturan Konya manzaralarını, İstanbul ve Ankara' da açılan grup sergilerine gönderdi. 1936'da Moskova, Kiev ve Leningrad'da düzenlenen çağdaş Türk resmi sergilerine, 1937'de Balkan ülkelerindeki aynı kapsamlı sergilere katıldı. Özellikle Konya manzaralarının Yugoslavya'da büyük ilgi görmesi üstüne, Güzel Sanatlar Akademisi'nde görevlendirildi. 1937' de başladığı bu görevini, emekli olduğu 1967 yılma kadar sürdürdü. İlk kişisel sergisini, 1960'ta Bursa Belediyesi'nde düzenleyen Şefik Bursalı, uzun süre sergi açmamış ve Devlet sergilerine katılmakla yetinmiş, ancak 1980 ve 1983'te Ankara' da, 1982'de de İstanbul'da üç ayrı kişisel sergi açmıştır. 1966'da 27. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde Bakırköy'de Eski Baruthane adlı tablosuyla ikincilik ödülü kazanan sanatçı, 1973, 1980 ve 1982'deki Devlet sergilerinde de başarı ödülleri almıştır. SANATI Şefik Bursalı'nın sanatı, 1910 kuşağının yan izlenimci, yarı akademik eğilimine yakın olmakla birlikte, yurt resimleri çığırı diye adlandırılabilecek yöresel manzara geleneğinin tipik örnekleri arasında, öncü bir nitelik taşır. Bursa ve Konya dönemi manzaralarında, yurt doğasını içten ve katkısız bir anlatımla verebilme çabası açıklıkla görülür. Manzara resimlerinin yanı sıra, özellikle portrelerinde ve çıplak konulu figürlerinde, desenle rengi, çizgisel yapı ile boya tadını birleştirme çabasından kaynaklanan "klasik" bir yorum bilinci egemendir. İzlenimci palete yakınlık, onda,bir okul disiplini,şaşmaz bir kuralcılık olarak kendini göstermez. Taze yeşiller, sarı ve kahverengi nüanslar içinde, doğayı, görüntü değerlerine bağlı kalarak, ama kuru bir akademizme sapmaksızm yansıtma kaygısı, Şefik Bursalı'nın sanatına, özgün bir boyut kazandırır. Bu özelliğin Akademi'deki öğrenimi sırasında edinmiş olduğu bilgi ve deney birikimiyle bağlantısı, özellikle sonraki yıllarda, doğrudan doğruya yurt doğasıyla başbaşa kalmanın verdiği kişisel yeğlemeleri engellememiştir. Gölge ve yarı gölgeler, açıklı koyulu tonlar, yer yer hacimsel anlatıma kayan ayrıntılar arasında, figür etkinliğini gözden kaçırmayan ince bir seziş gücü, söz konusu yeğlemelerle birlikte izleyiciyi kavrar, yöre kaynaklı bir doğa sevgisi uyandırır. Şefik Bursalı, bu çizgisini, küçük dönem ayrımları dışında, sürekli ve kalıcı kılmayı başarmış, gerçek sanatın doğayla bütünleşen bir sanatçı duyarlığında gelişebileceğine ilişkin görüşünü, her zaman ön planda tutmuştur.
|