|
Türk ressamı (İstanbul, 1904). Konya'dan Rumeli'ye, oradan da İstanbul'a göçen bir ailenin çocuğu olan Ali Avni Çelebi, 1916'da Vefa Lisesi'ne girdikten iki yıl sonra Sanayi-i Nefise Mektebi'ne (Güzel Sanatlar Akademisi) yazılarak, hazırlık sınıfında Hikmet Onat'in öğrencisi oldu. İbrahim Çallı'nın atölyesine geçerek Zeki Kocamemi'yle yakın arkadaşlık kurdu. 1922'de Münih'e giderek Kocamemi'yle birlikte Heinemann'ın atölyesine yazıldı ve bir süre Hofmann'ın resim kurslarını izledi. Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nin sınavını kazanarak, Profesör Gröber'in yanında bir yıl eğitim gördü. Bir süre Berlin Akademisi'nde çalıştıktan sonra Münih e Hofmann'ın yanına döndü (orada gördüğü eğitim, sanatını yönlendiren ve "inşacı" ilkelere bağlı kalmasını sağlayan önemli bir etken oldu). 1927'de İstanbul'a dönen Ali Avni Çelebi, Konya Kız öğretmen Okulu'nda kısa bir süre resim öğretmenliği yaptı.Askerliğini İstanbul'da Harp Akademisi'nde desinatör olarak tamamlayıp, Türkiye'de akademik-izlenimci kuşağa karşı, yenilikçi akımları özendirmek amacıyla, 1928'de Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nin kuruluşuna katıldı (Birlik, üye ressamların yapıtlarıyla ilk sergisini 15 Temmuz 1929' da Ankara Etnografya Müzesi'nde, ikinci sergisini, aynı yıl İstanbul Türk ocağı salonunda düzenledi). O yıllarda Maskeli Balo, Kırda Dinlenen Kadın, Pedikürcü, Berber gibi yapıtlarını hazırlayan Avni Çelebi, 1930'da yeniden Münih'e gitti. Yurda dönüşünde (1932), Akademi' de akşam kurslarını Refik Epikman' in yerine yürütmekle görevlendirildi. Aynı yıl İstanbul Saray sineması girişinde ilk kişisel sergisini açtı. Bazı sürtüşmeler nedeniyle Akademi'deki görevinden ayrılıp, kısa bir süre İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü kadrosunda desinatörlük yaptı. 1936'da Leopold Levy'nin Akademi'de resim bölümü şefliğine getirilmesinden sonra, Akademi'de öğretim üyeliğine dönerek, Levy'nin asistanı oldu. Yurt gezileri programına katılarak Malatya ve Bilecik'e gitti. 1944'te Müstakiller üyesi sıfatıyla katıldığı 6. Devlet Sergisi'nde birincilik ödülü aldı. 1956.'da Akademi'de adını taşıyan atölyenin başına getirildi. 1962'de bir aylık inceleme gezisi için Münih'e giden, 1966'da Tahran İkiyıldabir Sergisi'nde birincilik kazanan, 1967'de Akademi'deki görevinden emekliye ayrılan A. Avni Çelebi, 1975'te, uzun bir aradan sonra ikinci kişisel sergisini İstanbul'da (Cumalı) açtı ve 1977 yılından başlayarak çeşitli sergiler düzenlemeyi sürdürdü. SANATI Ali Avni Çelebi'nin sanatta aradığı değerler, Müstakiller grubunun resim sanatımıza getirdiği biçim, kuruluş, inşa, hacim, atmosfer ve planla ilgili değerlerdir. İbrahim Çallı ve arkadaşlarının yarı akademik, yarı izlenimci anlayışı, A. Avni Çelebi'nin önemli bir payı bulunan bu çıkışla yerini daha etkili eğilimlere bırakmıştır. Geniş ve rahat fırça vuruşlarına, kitle ve hacim etkilerine, yeşil nüanslarının ağır bastığı temiz bir renk anlayışına dayanan A. Avni Çelebi'nin tabloları, bir yandan kübist ve inşacı (konstrüktif) eğilimleri, bir yandan da bu eğilimlerle uyuşan anlatımcı öğeleri akla getirir. Taşıdığı etkilere karşın, bu iki yönelişin özgün sayılabilecek bireşimlerini ortaya koymayı başaran sanatçının dikkati, uzaktaki değil, en yakındaki nesne ve oluşumlara yöneliktir. Gözlemi ön planda tutar; desene ve biçimsel etkilere önemli bir yer vermekle birlikte, rengi ikinci plana atmaz. Tablolarında renk, nesneleri dıştan saran bir örtü değil, nesnelerin yapısına doğal biçimde karışan vazgeçilmez bir öğedir. Doğanın yansıtılmasından çok, yorumundan yana olan bu gerçekçi anlayış, kendisinden sonra gelen sanatçı kuşaklarına yeni anlatım olanaklarının kapısını açmıştır.
|