|
Bahriye Mektebi'ni (Deniz Harp Okulu) bitirdikten (1903) sonra güverte mühendisliği görevinde bulunan Hikmet Onat resim sanatına ilgisi nedeniyle bir yandan Sanayi-i Nefise Mektebi'ndeki (Güzel Sanatlar Akademisi) dersleri izledi, bir yandan da Yarbay Ali Bey'in yanında deniz fotoğrafhanesinde çalıştı. 1905'te başladığı Akademi öğrenimini 1910'da bitirdi. Aynı yıl açılan Avrupa sınavını kazanarak arkadaşlarıyla birlikte Paris'e gönderildi. Orada Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde Cormon'un atölyesine dört yıl devam etti. Birinci Dünya savaşı başlayınca, Türkiye'ye döndü. Adı sonradan Güzel Sanatlar Birliği olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'ne katıldı. Cemiyetin geleneksel Galatasaray sergilerine resim vermeye başladı. Kısa bir süre Galatasaray Lisesi'nde resim öğretmenliği yaptıktan sonra, o sırada Akademi'nin müdürlüğünde bulunan Halil Edhem'in isteği üzerine, hazırlık sınıfı öğretmeni Varnia'nın yerine atandı. Aynı okulda atölye şefliği görevinde bulundu. 1949'da bu görevinden emekliye ayrıldı. Güzel Sanatlar Birliği'nin yıllık geleneksel sergileri ile Devlet Resim ve Heykel Sergilerine düzenli olarak katılmış olan Hikmet Onat, 1973'teki 34. sergide Yenimahalle Sırtlarından adlı tablosuyla, bir yıl sonraki sergideyse Sarıyer'de Ahşap Ev adlı tablosuyla iki kez başarı ödülü kazandı. Hikmet Onat'ın ilk kişisel sergisi ölümünden birkaç ay önce, 1976'da Ankara'da açıldı. Bunu ertesi yıl, İstanbul'da bir başka sergi izledi. Hikmet Onat'ın resmi ve özel koleksiyonlara, İstanbul ve Ankara Resim ve Heykel Müzelerine dağılmış iki bine yakın tablosu bulunmaktadır. SANATI Hikmet Onat, çağdaş resim sanatımızda verimli bir manzara ressamı olarak tanınır. Mavna ve yelkenlilerin sulara vurmuş yansımalarıyla Boğaz'ı ve Haliç'i, sandal kümeleriyle süslü kıyıları, geriye doğru uzaklaştıkça grileşen ve morlaşan bağ ve bahçe görünümlerini günü gününe "not" etmiş, ışık altında yıkanan İstanbul doğasını tutkulu bir sanatçı eğilimi içinde tablolarına geçirmiştir. Bu nedenle Türk resminde, Hoca Ali Rıza'nın yoğun biçimde başlatmış olduğu doğa ve İstanbul sevgisinin tipik bir sürdürücüsü olarak görünür. Tıpkı onun gibi, öğle sıcağı yada şafak vaktinde, İstanbul'un sessizlikle dolu şiirini ve durgun atmosferini izlemiş ve bütün bir yaşam boyu, bu atmosferi yansıtmaya çalışmıştır. Kandilli sırtları, Çengelköy tepelerindeki fıstık ağaçları, Rumelihisarı, Sarıyer, Üsküdar, Salacak, Göksu, Kanlıca, Cihangir, Fındıklı, Bebek kıyıları, semt semt, yöre yöre Hikmet Onat'ın resimlerine durmaksızın girmiş, sanatına değişmeyen bir konu oluşturmuştur. Onat, yakın arkadaşlarının birçoğu gibi, İstanbul doğasına, eğitimini gördüğü akademik yada klasik atölyelerin koşullandırıcı çizgisiyle bakmamış, geniş fırça tuşlarının, sarı, yeşil, kahverengi ve mavi tonların uyumlu dengesiyle yaklaşmış, kendine özgü bir resim türünün doğa sevgisiyle bütünleşen örneklerini vermiştir. Bu resim, yeniliği, belli bir pratiğin, durmuş oturmuş bir duyarlığın sınırları içinde arayıp bulduğu formülün dışına çıkmaksızın, içtenliği, kendine temel ilke edinmiştir. Bu ilke, çağdaş Türk resminde izlenimci olarak adlandırılan 1910 kuşağı ressamları gibi, Hikmet Onat'ın sanatını da yönlendiren başlıca özellikler olmuştur.
|