|
İlk sanat bilgilerini dönemin ünlü hattatlarından olan babası Kâmil Akdik'tenalan Şeref Akdik, orta öğrenimini bitirdikten sonra Sanayi-i Nefise'ye (Güzel Sanatlar Akademisi) girerek yabancı hocaların yanında çalıştı; ama temel sanat eğitimini Çallı İbrahim'in ve Hikmet Onat'ın atölyelerinde yaptı. Yusuf'un Kuyudan Çıkarılması tablosuyla Avrupa sınavını kazandı; Paris'e giderek (1925) julian Akademisi'ne yazıldı. Çok sayıda kroki ve desen çalışıp, galeri ve müzeleri gezerek resim bilgisini geliştirdi; Louvre Müzesi'nde kopyalar yaptı; bir süre Paul Albert Laurens'ın derslerini izledi. 1928'de yurda dönünce Ankara Gazi Terbiye'ye resim öğretmeni olarak atandı. Kısa aralıklarla Ankara Erkek Lisesi'nde ve Ankara Musiki Muallim Mektebi'nde çalıştıktan sonra, İstanbul Haydarpaşa Lisesi' ne geçti .Yurt dışına çıkmadan önce Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin Galatasaray sergilerine katılarak ilk ürünlerini vermişti. Yurt dışında çalıştığı resimleriyle de, 1928'de Ankara'da düzenlenen Birinci Genç Ressamlar Sergisi'ne katıldı. Resimlerinde genellikle portre, manzara ve natürmort konularına yöneldi; serbest fırça vuruşlarıyla ve izlenimciliğe yakın bir teknikle çalıştı. İlk sergilerini Ankara Etnografya Müzesi salonunda 1929'da açan, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nin kurucu üyelerinden olan, Birliğin 1930'daki toplu sergisine Ankara manzaralarından oluşan resimlerle katılan Şeref Akdik'in gerek söz konusu resimlerinde, gerek daha sonraki çalışmalarında, plan ve hacim kaygısının öne çıktığı görülür. Cumhuriyet Türkiyesi'nin kültür oluşumuna, özellikle 1930 yıllarında büyük bir coşku ve duyarlıkla katılan sanatçının Harf inkılâbı tablosu, söz konusu dönemin başlıca ürünleri arasında yer alır. Ayrıca, Ankara'daki ilk devlet sergilerinin birçoğunu o düzenlemiş ve Güzel sanatlar Birliği'nin etkin üyelerinden biri olarak bütün sergilere katılmış, 1940'ta yurtiçi gezileri programı çerçevesinde on kişilik bir toplulukla Anadolu'ya giderek, İçel yöresinde yaptığı manzaralarını aynı yıl açılan İkinci Devlet Sergisi'nde toplu biçimde sergilemiş, 1943' te düzenlenen ikinci yurtiçi gezisinde Erzincan'a giderek, bu kentle ilgili izlenimlerini, bir yıl sonraki devlet sergisinde sunmuştur. İSTANBUL RESİMLERİ DÖNEMİ Şeref Akdik'in 1950'ye doğru, resimlerinde İstanbul çevresini sürekli ve değişmeyen bir konu olarak işlediği görülür. Çamlıca, Salacak, Kalamış manzaraları, şiirsel bir palet ve rahat bir kompozisyon beğenisiyle karşımıza çıkar. 1945'teki yedinci devlet sergisinde birincilik ödülünü kazanan Küçük Binici adlı tablosu, kendi çizgisi içinde yeniliklere açık bir sanatçı olduğunu gösterir. 1951' de İtalya ve Fransa'ya gitmesi, ondaki bu eğilimleri daha da güçlendirmiş, öte yandan titiz gözlem duygusu, manzara ressamlığına da önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. 1956'daki "Vilâyet Tabloları" sergisinde gösterilen Kütahya Kalesi adlı tablosu, İçel ve Erzincan resimleriyle başlamış olan dönemin uzantısıdır. 1950'den sonra Moda'da kurduğu özel atölyede resim dersleri veren Şeref Akdik, ilk kişisel sergisini de 1957'de İstanbul'da açmış, 1965'te emekliye ayrıldığı yıl, Güzel Sanatlar Akademisi'nin salonlarında bütün dönemlerini içeren geniş bir sergi açılmıştır. Ölümünden iki yıl sonra eşi Sara Akdik, Ankara'da sanatçının önemli yapıtlarını bir araya getiren ayrıntılı bir sergi düzenlemiştir.
|