Felsefe

Fotoğraf

İbrahim Balaban PDF Yazdır e-Posta
Ressamlar - Türk Ressamları

Doğduğu köyün (Seçköy) üç sınıflı ilkokulunu bitirdikten (1931) sonra, çobanlık, tarım işçiliği yapan, taş kırma işinde çalışan İbrahim Bala­ban, önce bir kaçakçılığa adı karış­tığı için (1937), sonra da adam öl­dürme suçuyla (1942) tutuklandı. Cezaevinde Nazım Hikmet'i tanıyıp ondan resim yapmayı öğrendi. 1950' de çıkan aftan yararlanarak serbest kalınca, İstanbul Maya Galerisi'nde açılan bir karma sergiye katıldı. 1953'te gene İstanbul'da düzenlediği ilk kişisel sergisiyle, toplumsal ger­çekçi akıma yöneldi. "Birinci dö­nem" adını verdiği bu sergiyi, 1959 yılından başlayarak çeşitli aralık­larla Ankara ve İstanbul'da açtığı öteki dönem sergileri izledi. 1961'de İstanbul'da Yeni Dal Grubu'na katıl­dı. Özellikle üçüncü ve dördüncü dönem sergilerini, büyük iller dışın­da Bursa, Denizli, Aydın, Konya, Burdur ve Antalya'ya da götüren sanatçı, bu dönem resimlerini "Da­ğınık", "Nakışsı", "Ağıraksak" gibi Özgün adlar altında topladı. 1979-1980 yıllarında Almanya ve Hollan­da'da kişisel sergiler açtı. Sanata ve toplumsallığa ilişkin görüşlerini, dü­şüncelerini Balaban (1962), İz (1965), Şair Baba ve Damdaküer (1968), İz­düşümü (1969) adlı kitaplarında kendine özgü bir anlatımla dile getirdi.

HALK RESMİ GELENEĞİ VE ÇAĞDAŞLIK 

Kendi kendini yetiştirmiş bir ressam olan Balaban'ın yapıtlarında, ano­nim halk resmi geleneği egemen öğe olarak önemini korumakla birlikte, toplumsallığın düşünsel bir eğilimle aynı düzeyde anlam kazanmış olma­sı, bu resmi, dar feodal kalıpların üstüne çıkarmıştır. Bu nedenle Balaban'a biçim ve içeriğiyle halk geleneklerinden esinlenen, ama bu geleneği çağdaş bir tabana oturtma­ya çalışan bir sanatçı gözüyle bakı­labilir. Konularını genellikle kara­sabana tutsak olan köy yaşamın­dan, Anadolu insanının gerçek­liğinden ve halk efsaneleri­nin yaygın niteliğinden alan Balaban'a göre, her doğal görüntü, bir resim konusu olamaz. Köyde doğup büyümüş olması nedeniyle tü­tün, pamuk, üzüm, ipek kozası üre­timinde işçi olarak çalışmasına karşın, kendi deyimiyle "bunlara değgin bir tablo yapmamıştır". Çünkü bunlar birer görsel gereç ol­makla birlikte, "konulu" değildir. Konuysa, gene Balaban'a göre, bir "öz"dür; resim konuları, kendi içle­rinde kabuklaşarak resme dönüşür­ler. Konusuz resim de olabilir ama, bunların öncelikle bir "biçim" ka­zanmaları, böylece resimleşmeleri gerekir.

 

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle