|
Leidenli Harmen Gerritszoon Van Rijn adlı, hali vakti yerinde bir değirmencinin dokuz çocuğundan sekizincisi olan Rembrandt Harmenszoon Van Rijn eğitimini önce Leiden'deki Latijnse Scool'da ressam Jacob Van Swanenburgh'un atölyesinde, daha sonra da Amsterdam'da, İtalyan Rönesansı geleneğindeki "romanist" Pieter Pieterszoon Lastman'ın atölyesinde tamamladı. 1625'te Leiden'e döndüğünde, Rembrandt'ın joris Van Schooten' in yanındaki çıraklık dönemini tamamladığı sanılır. Daha sonra ailesinin yanında atölye açan sanatçı 1631'de doğduğu kentten ayrılıp Amsterdam'da yerleşti.Hollandalı ressam ve gravürcülerin en ünlüsü olan Rembrandt'ın yerel bir eğitim görmüş olmaması, yaşamı konusundaki önemli verilerden biridir; gerçekten de Rembrandt öbür sanatçılar gibi "İtalya yolculuğu" yapmamıştır. O, çağdaşlarının anlayış düzeyini aşmış bir sanatçıdır. Son derece verimli olan sanat yaşamı boyunca oluşturduğu 600'ü aşkın tablo, çok sayıda desen ve zengin bir ofort koleksiyonunu, İspanya'ya karşı sürdürülen kırk yıllık savaşın ardından bağımsızlığına kavuştuktan sonra güçlenen ve refah içinde yaşayan bir Hollanda'da, elli yıllık bir süre içine sığdırdı. SASKİA Rembrandt, Leiden'deyken tarih ressamı olmak istiyordu (Aziz Stephanus'un Taşlanması imzalı ve tarihli ilk yapıt, 1625); bununla birlikte Amsterdam'a yerleştikten sonra zengin tüccar ve satıcılarla bağlantıya giren sanatçı, çok geçmeden portre ressamı olarak çalışmaya başladı (sipariş üstüne yalnızca 1632-1633 yıllarında otuzu aşkın portre yaptı). Bütün resim tekniklerini, Raffaello, Mantegna, Tiziano'nun, özellikle de ışık etkileri beğenisini almış olduğu Caravaggio'nun araştırmalarını çok iyi bilen Rembrandt'ın sanatı kısa süre içinde ilgi görüp değer kazandı. 1634'te Saskia Van Uylenburgh'la evlendi ve çok sayıda yapıtı (Çiçekler İçinde Saskia, 1634; Artemisia, 1634; Danae, 1636) evlilikteki mutluluklarının birer yansımasıdır. Rembrandt'm yaşamının bu döneminde, Hollanda' da sanat koruyuculuğuna önem veriliyordu. Zengin olduktan sonra Rembandt ın her çeşit eski eşya koleksiyonu yapmaya başladı, Jodenbreestraat'ta büyük bir ev satın aldı (1639) ve giderek artan siparişleri karşılayabilmek için, çok çeşitli konuları rahatlıkla işledi (Baltazar'ın Şöleni, 1635; Taş Köprülü Manzara, 1637; Derisi Yüzülmüş Öküz, 1640; aynı temayı 1655'te yeniden işledi). DENEMELERİN BAŞLANGICI Aynı tarihlerde, Rembrandt'ın yaşamı birçok tatsız olayla gölgelendi. Pek sağlıklı olmayan Saskia, 1642'de öldü. Bir yıl önce dünyaya gelmiş olan oğlu Titus hayatta kalan tek çocuğuydu (bir oğlu ve iki kızı küçük yaşlarda ölmüştü). Bundan sonra, 1642'de Titus' le uğraşması için tuttuğu dadı olan Geertje Dircks'le birlikte altı yıl yaşadı; ama aralarında çıkan bir kavga sonunda Rembrandt onu Gouda hapishanesine kapattırmayı başardı. Bundan sonra sanatçının yaşamına 1645'ten beri yanında çalışan genç hizmetçi Hendrickje Stoffels girdi. Rembrandt onun yanında büyük yapıtlar oluşturabileceği bir huzura kavuştu (Altın Miğferli Adam, 1650; Homeros'un Büstünü Seyreden Aristoteles, 1653). Bununla birlikte, ressam çok masraf yapıyor, mali açıdan büyük aksiliklerle karşılaşıyordu; borç almak zorunda kaldı, mal ve mülkünü ipotek ettirdi. 1654'te, yani Hendrickje'nin Batşeba için poz verdiği ve bir kız çocuğu doğurduğu yıl, çift nikâhsız yaşama suçundan mahkemeye verildi. GÖLGE-IŞIKLI BİR YAŞAM Rembrandt'ın sanat yaşamında üç büyük yapıtın önemli yeri vardır ve genel çizgileriyle, sanatının evrimini anlamaya olanak verir: Doktor Tulp'un Anatomi Dersi (1632); Gece Devriyesi (1642); Kumaşçı Loncaları (1662). Bu yapıtlarda sanatçı gölge-ışık yöntemini çok değişik biçimlerde kullanmış ve gene bu yöntem sayesinde sanatına derin ve dokunaklı bir yankılanma sağlamıştır. Anatomi Dersi'nde yedi hekim, bir ameliyat masası başında ve kadavra üstüne eğilmiş biçimde canlandırılmıştır; seyirciye yüzü dönük olan profesör, kadavranın ön-kolunu inceleme yapmak amacıyla kesmektedir. İnce ve kaygan bir resim maddesinden gerçekleştirilmiş olan bu tablo, kesin, şaşmaz ama biraz soğuk bir tekniktedir. Gece Devriyesi'nde (gerçekte bir bölük askerin bir atış yarışmasını izlemeye gidişini canlandıran bir gündüz sahnesidir) tümüyle klasik bir konu yenilenmiştir: Bir milis erleri bölüğü üyelerinin toplu halde portreleri. Rembrant bu yapıtıyla, figür oluşturmanın, idealleştirme ya da bir anlatım kazandırma değil de bir ruh verme olduğunu doğrulamıştır; ama söz konusu yapıtın, bunu ısmarlayanları daha "klasik" yapıda portreler bekledikleri için hayal kırıklığına uğrattığı sanılır. Kumaşçı Lonçaları 'yla Rembrant, ilk bakışta pek özgün gibi görünmeyen bir tarza döndü. Bununla birlikte, kumaşları denetlemekle görevli sendika üyeleri de, yaşamın gerçek bir anı, bir kesiti içinde apansızın yakalanmış gibidirler. GÜNDELİK YAŞAM Rembrandt bir yandan, bireysel (Titus Sırada Otururken, 1655) olduğu kadar topluluk halinde (Aile Portresi, 1668-1669) portreler yapmayı sürdürürken, öte yandan da dinsel konulardan giderek daha çok esinlenmeye başladı. Bu açıdan Rembrandt, Hollanda'da çok iyi yerleşmiş Reform hareketini yıkmak isteyen Katolik İspanya kralı Felipe H'ye karşı direnen Hollanda'ya bağlıdır. Hem Hollandalı hem de Protestan olan Rembrandt, ülkesinde Katolikliğe özgü her türlü dekor ve simgeden arındırılmış bir dinsel resim geleneğini yaşattı; desen, gravür ya da yağlı boyalarında İndiler'den aldığı konulara yer verdi; Amsterdam gettosunda yaşayan Yahudileri de model olarak kullandı. Üç yıllık bir çalışma sonucunda 1649'da tamamladığı Yüz Florinlik Oda 'da (Hastaları iyileştiren İsa) gizemli esinle gerçekçilik iç içe geçmiştir; ayrıca daha birçok yapıtta da (Emvas Hacıları, 1648; Yusuf'un Oğullarını Kutsayan Yakup, 1656; Aziz Petrus'un Yadsıması, 1660; Müsrif Çocuğun Dönüşü, 1668; vb.) aynı durumla karşılaşılır. DIŞARININ KARANLIĞI, İÇERİNİN IŞIĞI Mali açıdan karşılaştığı sıkıntılara, yapıtlarına ilgi duyanların azalmasına karşın Rembrandt, aydın sanatsever amatörler arasında hâlâ eskisi gibi ön plandaydı. Böylece, 1656'da bir başka Anatomi Dersi siparişi aldı; profesör Joan Deyman'ı canlandırdığı bu yapıtı gerçekleştirirken Mantegna'nm Ölü İsa adlı yapıtından esinlendi. 1661'de Amsterdam'daki yeni belediye binası için yapmış olduğu yapıt Rembrandt için toplumsal bir başarısızlık oldu; önce kabul edilen yapıt daha sonra belediye başkanlık divanı üyeleri tarafından geri çevrilerek sanatçıya iade edildi. 1662'de Hendrickje öldü; ardından 1668'de, Magdalena Van Loo'yla evlenmiş olan Titus de, evlendikten birkaç ay sonra öldü. Yoksul ve yalnız kalan, üstelik yaşlanmış olan Rembrandt sanatına sığınarak yaşamının son yapıtlarını oluşturmaya başladı ve bunlarda son derece zengin bir resim özdeğinin parıltı ve oylumunu en şiddetli bir biçimde yansıttı (Nişanlı Yahudi Kızı, 1669; Simeon Tapmakta, 1669). Yoksulluğa terk edilen bu en büyük Hollandalı ressam, ölümünden az süre önce, yapıtlarına sanki kendi iç dünyasının ışığını vermiş gibidir.
|