Ana Menü

Felsefe

Rubens PDF Yazdır e-Posta

Calvinci düşüncelerinden dolayı 1568'de Köln'e göç etmek zorunda ka­lan Anversli bir eşöven'in (belediye başkanı yardımcısı) oğlu olan Petrus Paulus Rubens, ba­basının ölümü üstüne annesinin Anvers'e dönme iznini elde etmesinden sonra, latince uzmanı Romuldus Verdonckt'un okulunda öğrenim görmeye başladı, ama kısa bir süre sonra, ya­şamını kazanması gerektiği için okul­dan ayrılmak zorunda kaldı. 1590'ın sonlarına doğru Lalaing kontesinin (Marguerite de Ligne) yanına paj (soy­lu hizmetkâr) olarak yerleştirildi. Ama bir yıl sonra, resme yetenekli ol­duğu anlaşılınca, evlilik yoluyla akra­bası sayılan manzara ressamı Tobie Verhaecht'in yanına çırak olarak gir­di. Daha sonra, Adam Van Noort ve Otto Vaenius'un öğrencisi oldu, ardın­dan 1598'de Anvers'deki ressamlar loncasına girerek, sanatçılara tanınan çeşitli ayrıcalıklardan yararlan­maya hak kazandı.

   

İTALYA YOLCULUĞU

 Rubens, yirmi üç yaşındayken İtalya' ya giderek orada sekiz yıl süreyle kal­dı (1600-1608). Bu dönem, sanatsal oluşumunda kesin bir evre oluşturdu. Mantova dükü Vincenzo I de Gonzaga'nın hizmetine girince, toplumsal durumu kısa sürede güçlendi. Yolcu­luk yapmaya başladı; Temmuz 1601'den Nisan 1602'ye kadar Roma' da kalarak, Raffaello, Michelangelo ve Caravaggio'nun sanatını yakından tanıma fırsatını buldu. 1603'te İspanya sarayında kendisine görev verilince, sanatçı önce Floransa'da kaldı ve Felipe III'ün yaşadığı Valladolid kentine daha sonra gitti. Mantova'ya döndüğü zaman (1604), Mantegna, Correggio, Giulio Romano ve özellikle de Tiziano'nun çalışma bi­çimlerini inceledi. 1606'da Cenova'da bir süre kaldı ve orada pek çok aris­tokratın, özellikle de Markiz Brigida Spinola'nın portresini yaptı. İki yıl sonra annesinin sağlığının bozulması üstü­ne Anvers'e dönmesi gerekti ve çar­çabuk İtalya'dan ayrıldı  

 

BÜYÜK SİPARİŞLER

 

Flaman ülkesine dönünce (1609) Ru­bens, ilk büyük yapıtlarında (Çarmı­hın Dikilmesi, 1610 ve Çarmıhtan İn­dirilme, 1612, Anvers Katedrali) göz­lenen barok sanat etkilerinden kurtul­makta gecikmedi. İspanyol arşidükle­rin resmi ressamı olduktan sonra giderek've düzenli bir biçimde başarı­ya ulaşan, dönemi ve toplumuyla uyum içinde olan bir meslek yaşamı­na başladı. Bütün Avrupa'dan sipa­rişler yığılmaya başladı. Zengin ve gösterişli bir yaşam süren, hiç dur­maksızın çalışan sanatçı, 1611'de gör­kemli bir eve yerleşti; sonra burasını büyülterek bir Rönesans sarayı hali­ne getirdi ve antika koleksiyonunu, XV. ve XVI. yy. Flaman resimlerini, İtalyan ustalarına ait tablolarını bu­raya yerleştirdi.

 

1618 yılı içinde Rubens üç büyük re­sim (üçü de Münih Resim Müzesi'ndedir) gerçekleştirdi: Leukippos 'un Kız­larının Kaçırılması, Amazonların Sa­vaşı ve Sarhoş Silenos. 1619-1620'ye doğru, çok sayıda siparişi karşılamak amacıyla bir atölye açtı ve burada uz­manlaşmış pek çok kişinin bir arada çalışmasını sağladı kendisi de eskiz çizmek ve genel direktifler vermekle yetindi (Aziz İgnatius 'un Mucizeleri vb.)

  

Bununla birlikte Rubens'in eşsiz dra­matik anlatım anlayışı, asıl tek başı­na çalıştığı zamanlarda kompozisyon­larına en çok güç kazandırmasını sağ­lamıştır (Cirit Atma, 1620). 1621'de, Marie de Medicis tarafından Luxembourg sarayındaki iki galeri için bir dizi dekoratif resim yapması istendi; bunun üstüne 1622'de Paris'e giden sanatçı, yirmi bir büyük tuvalin (Ma­rie de Medicis'nin Tarihi) yapımını üstlenerek bir sözleşme imzaladı. Bu yapıtlar Henriette de France (Ma­rie de Medicis ile Henri IV'ün kızı) ile İngiltere kralı Charles Fin evliliği do­layısıyla 1625'te törenle açıldı.

  

RESİM YAPMA TUTKUSU

 

1609'da evlenmiş olduğu İsabelle Brandt, 1629'da apansızın ölünce, te­selli bulamayan ressam yolculuk yap­maya karar verdi. İspanya ile İngiltere arasında barış sağlanmasını iste­yen arşidükler, Rubens'i diplomatik görevlerle önce Madrid'e, daha son­ra da Londra'ya gönderdiler. Sanat­çı elli üç yaşındayken ve son derece güzel ve genç Helene Fourment'la ikinci evliliğini yaptığı sırada yeniden zamanının büyük bölümünü resme ayırdı. Bundan böyle model olarak kullanmaya başladığı karısı, aşağı yu­karı işlediği her konuda esin kaynağı haline geldi. Bunlar arasında dinsel konulu tablolar (Azize Caterina 'nın Ev­lenmesi, 1630'a doğru, Koppel kolek­siyonu), portreler (Helene Fourment ve Çocukları), mitolojiden alınma nü­ler (Paris'in Yargısı, Prado, 1638-1639'a doğru ve National Gallery; Üç Güzeller, Prado;vb.) vardır. Rubens'in coşkun üslubu, manzaralar (Brahant'tan Manzara, 1635'e doğru, Oxford, Ashmoleon Museum), Bacchus şenlikleri (Nympheler . ve Satyroslar, 1638'e doğru -1640, Prado), köy düğünleri (Flaman Kermesi 1632’ye doğru, Louvre) ya da eğlence sahne­leri (Aşk Bahçesi, 1632'ye doğru 1634, Prado) yaptığı zaman da son derece göz kamaştırıcıdır. Yaşamının son yıllarında (bu dönemi, 1635'te satın almış olduğu Steen ma­likânesi ile Anvers arasında geçirdi) gerçekleştirdiği resimlere bir renk cümbüşü egemendir ve bunlar yaşa­ma sevincinin her türlü kösnül taşkın­lıklarını yansıtabilecek güçteki bir re­sim yapma tutkusuyla coşan sanatçı­nın eşsiz sanatını gözler önüne serer­ler.

  Bu dahi ressamın sayıları çok yüksek olan yapıtlarında, hacim ve kütlelerin rölyefleri, düz biçimlerdeki dengenin yerini almış, çizgilerin saflıkları renk öğesinin içinde yitip gitmiş ve dina­mizm her türlü durgun öğenin yerine geçmiştir. Rubens, Rönesans düşünce­sini, Flaman dehasının gerçekçi duyarlığıyla ve amaç ile araçlarda eksik­siz bir uyum sağlayarak bağdaştırma­yı başarmış ilk ressam sayılır.
 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle