|
Fransa'nın en eski ailelerinden bir kontun oğlu olan Henri Marie Raymond de Toulouse-Lautrec-Monfa, önce ailesine ait Rouergue, Albigeois ve Languedoc'taki büyük malikânelerde yetiştirildi; daha sonra öğrenimini, 1873'te ailesinin yerleştiği Paris'te sürdürdü. Bu tarihten başlayarak sağlık durumu bozulmaya yüz tuttu, kemiklerinde doğuştan gelen bir biçim bozukluğu nedeniyle büyümesinde gecikme oldu; bu durum, 1878'de Albi' de, 1879'da da Bareges'de geçirdiği kazalar sonunda önce sol, ardından da sağ uyluk kemiğinin kırılmasına yol açtı. İşte bu tarihten sonra da bacaklarının gelişmesi durdu. Kısa süren yaşamı boyunca topal ve cüce olarak kalan Toulouse-Lautrec için bu durum büyük bir üzüntü kaynağı oldu. Binicilik ve sürek avına önem verilen aristokrat bir toplumun yaşam biçimine ayak uyduramayacağını anlayınca, kendini, küçük yaştan beri yatkın olduğu bir sanat dalma, yani resme verdi. Akli dengesi yerinde olmayan babasının kendisine ilgi göstermemesine karşılık Toulouse-Lautrec, annesinden sürekli olarak derin ve sevgi dolu bir ilgi gördü.
MONTMARTRE ÂŞIĞI
1879'da, yani ikinci "kaza"yı geçirdiği dönemde kendisine resim sanatının temel bilgilerini veren ressam Rene Princeteau'nun öğütlerine göre çalışmaya başlamıştı bile (Atını Eyerleyen Topçu, 1879, Albi Müzesi). Toulouse' da 1881'de bakalorya sınavını verdikten sonra, 1882'de Paris'teki Leon Bonnat'nın atölyesine girdi. Ardından Cormon'un yanında çalıştı (1883 -1887), burada Emile Bernard, Anquetin ve Van Gogh'la tanıştı ve aynı tarihlerde onlarla, ortak sergi açma girişiminde bulunmak amacıyla bir çeşit küçük topluluk kurdu, Van Gogh'un kendine özgü tarama tekniğinden bir süre etkilendi (Vincent Van Gogh'un Portresi, pastel çalışması, 1887, Stedelijk Museum, Amsterdam). Ama erkenden, kompozisyonlarının yapımı konusunda son derece özgürce davranan Manet, Berthe Morisot, özellikle de Degas gibi usta sanatçıların etkisiyle akademik doğrultudan uzaklaştı. Cormon'un atölyesi Montmartre'daydı. Toulouse-Lautrec, popüler çevrelerin ortasında, Paris'in bu semtindeki yaşamın gerçekliğini, bozulmamıslığını seviyordu ve burada düzenli olarak Moulin de la Galette'e, Elysee Montmartre'a,Divan Japonais' ye, Aristide Bruant'ın Mirliton'una ve daha sonra da Moulin Rouge'a girip çıkıyordu; yaşamını 1885'ten sonra burada sürdürmeye başlamıştı. Ailesinin mali yardımıyla 1887'de Tourlaque sokağında kiraladığı bir atölyeye yerleşti ve burada 1897'ye kadar kaldı. Fernando Sirki'nde: Kadın At Cambazı (Art İnstitute, Chicago) adlı çalışması, Lautrec'in 1888'de geleneksel perspektif anlayışından ayrıldığını, hareketin gösterimi için çizgi ve renk etkilerinden en az yararlandığım gözler önüne seren ilk büyük resim denemesidir; sanatçı böylece, üslubunun temel özelliklerini ortaya koymuştur. Üç yıl sonra, Bonnard'm yardımıyla taş-basma çalışmalarına başlayan Toulouse-Lautrec, ilk afişi olan La Goulue Moulin Rouge'da'yı (dört renkli) gerçekleştirdi. Böylece o tarihe kadar adı hiç duyulmamış olan Toulouse-Lautrec kendini birdenbire büyük bir çevreye kabul ettirdi. Mirliton'da 1887'ye doğru yayımlanan desenleri, Bağımsızlar Salonu'na 1889'da yolladığı çalışmalar, hatta Moulin-Rouge'da Dans (1890, Henry P. Mac İlhenny, Philadelphia) ya da Matmazel Dihau Piyano Başında (1890, Albi) gibi yapıtları bile bu kadar büyük bir başarı kazanabileceğini, önceden kestirmeye olanak vermemişti. Toulouse-Lautrec, bundan böyle litografyaya karşı o kadar ilgi duydu ki, on yıldan kısa bir süre içinde 400'ün üstünde litografya çalışması gerçekleştirdi; yaptığı taşbasmalar, çok sevdiği Japon estamplarının düzenlenişine yakın olmakla birlikte, sanatçı belki de hiçbir zaman litografya çalışmalarında olduğu kadar özgür bir anlatıma ulaşamamıştı; birçok uzmana göre bunlar Toulouse Lautrec'in yapıtlarının en özgün bölümünü oluşturur. Hatta bu çalışmalar, resimlerine de yansımıştır. LA GOULUE Toulouse-Lautrec'in Paris'te sürdüğü yaşam .yıldan yıla daha da ateşli bir hal aldı; aşırı derecede içki içmeye başlamıştı; Suzanne Valadon'la 1888'de giriştiği kısa süreli ilişkisinden sonra, Rosa la Rouge'la ilişki kurdu, ardından da frengiye yakalandı. 1895'te, Tröne alanında kabare dansözü La Goulue'nün açtığı yerin dekorasyonu için çok sayıda pano hazırladı. 1896'da Hollanda, İspanya ve Portekiz'e yolculuk yaptı. Paris'e döndükten sonra, yeni bir atölyeye yerleşti (1897) ve Filles olarak adlandırmak istediği ama Elles (Onlar) olarak adlandırılacak olan büyük litografya albümünü tamamladı. Toulouse-Lautrec'in işlediği başlıca temalar, kabare (Mon-sieur Boileau Kahvede, 1893, Cleve-land Müzesi, Ohio), genelevler (Mou-lins Sokağı Salonunda, 1894, Albi), bisiklet pisti (Tristan Bernard Buffalo Bisiklet Pistinde, 1895, New York, özel koleksiyon) ve sirktir (Kaduı Palyaço Cha-U-Kao, 1897'ye doğru, özel koleksiyon). Aşırı derecede yorulan, sinirleri çok gerginleşen ve gecede ancak birkaç saat uyuyabilen, kimi zaman da şiddetli kızgınlık nöbetlerine kapılan Toulouse-Lautrec, 1899'da (şubattan mayısa kadar) Neuilly'deki bir kliniğe kapatıldı ve orada tedavi gördü. Bu süre içinde, akli dengesine kavuştuğunu kanıtlamak için, boya kalemleriyle otuz dokuz Sirk Sahnesi'nden oluşan bir dizi gerçekleştirdi. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra Paris'te kaldı, bu arada Bordeaux (1900) ve Arcachon'a (1901) yolculuklar yaptı; ama yeniden içki içmeye başlayınca sağlığı da giderek kötüleşti. Ağustos 1901'de ailesinin Malrome' deki şatosunda dinlenmeye çekildi; çok güçsüz düşmüştü, son tuvaline burada başladı (Amiral Viaud, Sao Pau-lo Müzesi). Yapıt aslında amirali değil de sanatçının uzak akrabalarından birini canlandırıyordu; ama, Toulouse - Lautrec'in eylül başmda henüz 37 yaşındayken ölmesi üstüne yarım kaldı
|