|
Kafkasya Türklerinden Ömer Şevki Bey'in oğlu olan Ömer Seyfettin, Gönen'de başladığı mahalle mektebi öğrenimini bitirmeden, 1892'de ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı. îlk öğrenimini Mekteb-i Sultani adlı bir özel okulda tamamladıktan sonra, 1893'te Eyüp Sultan'daki Baytar Mektebi'nin yalnız subay çocuklarının alındığı sınıf-ı mahsus (özel sınıf) adı verilen bölümüne yazıldı ve 1896'da bu okulu bitirdi. Edirne Askeri İdadisi'nden sonra girdiği İstanbul Mekteb-i Har-biyesi'ni (Harp Okulu) de bitiren (1903) Ömer Seyfettin, piyade mülazım-ı sanisi (üsteğmen) rütbesiyle orduya katıldı. Üçüncü ordunun İzmir redif taburunda ve Kuşadası'ndaki redif taburunda çalıştı (l 903-1906) Yeni kurulmakta olan İzmir Jandarma Zabitan ve Efrad Mektebi'nde öğretmenlik yaptı (1907). İzmir'de bulunduğu sırada, düşünceleri ve yazılarıyla kendisini etkileyen Türkçü Necip, Baha Tevfik, Sahabettin Süleyman ve Yakup Kadri gibi aydınlarla dostluk kurdu. İkinci Meşrutiyetin 1908'de ilan edilmesinden sonra, Makedonya sınırındaki Yakorit köyünde bulunan sınır bölüğü komutanlığına atandı. 1908-1910 yılları arasında Pirlepe, Manastır, Köprülü gibi yerlerde görev yaparak, genellikle eşkiyaların izlenmesiyle uğraştı. 1909'da, 31 Mart Olayı'nı bastırmak üzere İstanbul'a gelen Hareket Ordusu'nun subayları arasında Ömer Seyfettin de vardı .Yaşamım yalnızca kalemiyle kazanmaya karar vererek, 1911'de ordudan ayrıldı ve Seianik'e yerleşti. Bu kentte Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp'la birlikte Genç Kalemler dergisini yeni biçimiyle çıkardı. 1912'de Balkan savaşının çıkması üzerine yeniden askere çağrıldı, Sırp ve Yunan cephelerinde savaştı. Yanya savunmasında Yunanlılara tutsak düştü. 1913'te serbest bırakıldıktan sonra, İstanbul'a dönerek, Türkçülüğü savunan Türk Sözü dergisinin yazı işleri müdürü oldu ve ölene kadar sürdüreceği Kabataş Lisesi edebiyat ve felsefe öğretmenliği görevine başladı(1914). 1917-1918 yılları arasında Darülfünun'da Tedkikat-ı Lisaniye (Dil İncelemeleri) Kurulu üyeliğinde bulundu. 1920'de şeker hastalığından öldü. Tahir Alangu, Ömer Seyfettin'in yaşamöyküsünü, bir monografi biçiminde Ömer Seyfettin. Ülkücü Bir Yazarın Romanı (1968) adlı kitabında işledi. EDEBİYAT YAŞAMI Türk öyküsünün önemli adlarından biri sayılan Ömer Seyfettin, daha öğrencilik yıllarında edebiyatla ilgilenmeye başlayarak, Tanzimat ve Edebiyatı Cedide sanatçılarını okudu. Edebiyat yaşamına, Mekteb-i Harbiye'deyken şiir yazarak başladı: İlk şiiri "Hiss-i Müncemid" (Donuk Duygu), 1900'de Mecmua-i Edebiyye'de yayımlandı. Daha sonraları da aynı dergide yayımlanan şiirleri, beğeni kazanarak, çok genç yaştaki Ömer Seyfettin'in adını duyurdu. Bu şiirlerde Ömer Seyfettin'in özellikle Edebiyatı Cedide şiirinin etkisinde kaldığı görülmektedir. Edebiyatı Cedide şiiriyle Türk şiirine giren sone biçimi, genel olarak aşk, doğa ve yalnızlık konusu, duyarlıktan çok duygusallığa yer vermesi, Ömer Seyfettin'in şiirlerindeki ortak özelliklerdir. Milli Edebiyat akımına katıldıktan sonra hece ölçüsünü kullandı. Mekteb-i Harbiye'de şiirin yanı sıra öyküler de yazan Ömer Seyfettin'in ilk yayımlanan öyküsü "İhtiyar'ın Tenezzühü dür (Sabah Gazetesi, 1902). Ömer Seyfettin, askerlik yaşamı boyunca, 1906'da İzmir'de Sebat ve Serbest İzmir, 1909'da Selanik'te Genç Kalemler, Kadın, Bağçe, İstanbul'da Aşiyan, daha sonraysa Zekâ, Halka Doğru. Türk Sözü gibi dergi ve gazetelerde şiir, öykü ve makale yayımlamayı sürdürdü. Ordudan ayrılıp Selanik'e yerleştiği sırada Rumeli gazetesinde yazan Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp'la birlikte, Genç Kalemler dergisini yeni biçimiyle çıkardı. Bu derginin ilk sayısında imzasız olarak yayımladığı Yeni Lisan adlı makalesinde "Milli bir edebiyatın kurulabilmesi için, önce ulusal bir dilin olması gerektiğini, yazı diliyle konuşma dili birleştirilirse edebiyatında canlanacağını ya da yeniden kurulacağını, dilimizde yalnızca türkçe kuralların kullanılacağım" söyleyerek, dilde Türkçülüğün ana çizgilerini belirledi. Daha önce de (1910) çerçevesini çizdiği bu Yeni Lisan akımının ilkelerini, "Pamuk İpliği" öyküsünde başarıyla uygulamıştı. Dilde yalınlık, Tanzimat Osmanlıcılığından farklı olarak, ulusal kaynaklara dönmek ve temel öğe olarak Türk kültür değerlerini almak biçiminde özetlenebilecek olan Türkçülüğün bir parçası ve 1908 Meşrutiyetinden sonra iktidara gelen İttihat ve Terakki Partisi'nin resmi düşüncesiydi. Ömer Seyfettin, bir bakıma, Ziya Gökalp ile birlikte, bu siyasetin dilde ve edebiyattaki temsilcisi ve uygulayıcısı oldu. Edebiyat yaşamının başlarında, Edebiyatı Cedidecileri okuyan, onlardan etkilenen, ama en çok Halit Ziya Uşaklıgil'i beğenen Ömer Seyfettin, 1914'te başyazarı olduğu Türk Sözü dergisinde yazdığı polemik yazılarında, Halit Ziya'nın ve öteki Edebiyatı Cedidecilerin dil anlayışlarına saldırarak, yeni dil ve ulusal edebiyat ilkelerini yaymaya çalıştı. Yalın dil konusundaki düşüncelerinin Kuşadası'nda Maupassant'ın öykülerini beğenerek okuduğu günlerde oluşmaya başladığı anlaşılmaktadır; bir mektubunda Maupassant'ın en beğendiği yönünün, anlatımındaki ve tümcelerindeki yalınlık olduğunu belirten Ömer Seyfettin, birçok bakımdan, Maupassant öykü anlayışından etkilenmiştir. ÖYKÜLERİNİN ÖZELİKLERİ Ömer Seyfettin, hem günlük yaşamın iyi bir gözleyicisi, hem de siyasal ve düşünsel yönlerden bağlı olduğu İttihat ve Terakki iktidarınn güttüğü Türkçülük siyasetinin edebiyat alanında savunucusu ve uygulayıcısıdır. Bu nedenle, konularım işlerken, gündelik gözlemlerini ve siyasal dalgalanmaları izlemiştir. Bu bakımdan konularını, tanıdığı çevrelerin insanlarından alan bir yazar olarak onun, yaşam deneyimlerini temel aldığı ve hayal gücüne pek az yer verdiği söylenebilir.
Ömer Seyfettin'in öyküleri, işledikleri konulara göre üç kümede toplanabilir: 1. Konulan Türk tarihiyle ilgili olan öyküler: Bu öykülerde, yazar tarih kitaplarında okuduğu kimi olayları, Türk-îslam düşüncesine uygun olarak yücelten bir üslupla anlatır. Tarihsel olayların yanı sıra, çeşitli menkıbeleri, efsaneleri de işler. Bu öykülerin bazılarında çok sayıda olağandışı öğeler ve abartmalar kullanılmasına karşın okuru yadırgatmaz. "Pembe İncili Kaftan", "Diyet". "Başını Vermeyen Şehit", "Forsa", "Topuz", "Vire" gibi bu kümeye giren öykülerde, ülküselleştirilmiş Türk karakteri, okura benimsetilmeye çalışılmaktadır. 2. Günlük yaşamla ilgili öyküler: Bu kümeye giren öykülerinde, Balkanlar' da yaşam, savaşlarının getirdiği yıkım, açlık savaş zenginleri, Balkan komitacıları, ülkede hâlâ var olan Doğu özelliğinin gizemi, vb. konular yer alır. Ömer Seyfettin'in Balkanlar'da görev yaptığı sıralar, yerli halkın hızla ulusal bilinçlerini kazanmaya, buna koşut olarak da özgürlük mücadelelerine başladıkları günlerdir. Buna karşılık, Türkler arasında ulusçuluk pek yayılamamıştır. "Bomba", "Nakarat", "Hürriyet Bayrakları" gibi öykülerinde Balkanlar'daki acı olayları, vb. anlatır. "Gizli Mabet", vb. öykülerde Batı'nın Türk yaşama biçiminin yüzeysel ve önyargılı biçimde değerlendirmesini eleştirir. Bu karışık dönemdeki kökünden kopuk taklitçi yarı aydınları yerdiği Efruz Bey dizisi, mizah öyküleridir. Efruz Bey dizisinde dönemin aşırı düşünce akımları ve özentili yaşama biçimleri yerilir. 3. Ömer Seyfettin'in anılarından kaynaklanan öyküler: Yazarın en içten olduğu bu öykülerde çocukluk anıları, öbür kümelerde olduğu gibi, Türkçülük akımı ilkelerini yüceltecek, Türklük bilincini uyandıracak, o karışık ve acı dolu günlerde iyimserlik aşılayacak bir söylemle işlenir. Sözgelimi, babasını "Kaşağı", çocukluğunun ilk yıllarının geçtiği Gönen'i "Ant", Ayancık'ı "Falaka " öykülerinde işler. İkinci ve üçüncü kümelerdeki öykülerde, belirgin bir gerçekçilik kaygısının yanı sıra, okuru etkilemeye yönelik bir duygusallık göze çarpmaktadır. Ömer Seyfettin, öykülerinde giriş-gelişme-düğüm-sonuç biçimindeki klasik öykü planını uygular. Öyküleri, olay çatısına dayanır, ruh çözümlemeleri zayıftır. Ömer Seyfettin'in öykülerinde kullandığı dil, ulusal dil anlayışına uygun olarak yalın bir dildir; o süssüz bir anlatımı yeğlemiştir.Öykülerinin büyük bir bölümünü 1917-1921 yıllan arasında üç yıllık süre içinde yazan Ömer Seyfettin'in özellikle ikinci kümeye giren öykülerinde az ya da çok bir gülmece duygusu vardır.Ömer Seyfettin, Türk edebiyatında, ilk savlı (tezli) öykünün temsilcisi sayılabilir; öyküyü Türkçülük düşüncesinin yayılması için bir araç olarak görmüş, ama öykü kurallarını gözden uzak tutmayarak, çağdaş Türk öyküsünün kurulmasında etkili olmuştur. Ömer Seyfettin ölümünden önce şu yapıtları yayımladı: Eserleri: Roman: Ashab-ı Kehfimiz (Yedi Uyurlarımız; içtimai roman, 1918); Efruz Bey (fantezi roman, 1919); Yalnız Efe (Anadolu romanı, 1919; Büyük Mecmua'da tefrikası yarım kaldı). Öykü:Yazarın ölümünden sonra Ali Canip ""Yöntem öteki öyküleri de derledi: Yüksek Ökçeler (1928); Gizli Mabet (1926); Bahar ve Kelebekler (1927), İlk toplu basım Ahmet Halit Kitabevi tarafından yapıldı: İlk Düşen Ak (1938); Yüksek Ökçeler (1938); Bomba (1938; Bomba ve Yeni Kahramanlar-Eski Kahramanlar adıyla, 1947); Gizli Mabet (1938); Asilzadeler (1938; Efruz Bey adıyla 1957); Bahar ve Kelebekler (1938); Beyaz Lale (1938); Mahcupluk İmtihanı (bir perdelik komedi, 1938); Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür (1938; Dalga adıyla, 1943); Nokta (1956). Rafet Zaimler Yayınevi bu kitaplardaki öykülere otuz öykü daha ekleyerek on bir ciltlik toplu basımı gerçekleştirdi (1962).Bilgi Yayınevi, öyküleri konularına göre yeniden düzenleyerek sekiz ciltlik bir toplu basım daha yaptı (1970-1971). Şiir: Ömer Seyfettin'in Şiirleri (derleyen: Fevziye Abdullah Tansel, 1972).
|