|
Tarihi tarih kitaplarından öğrenmek mümkün. Ama tarihi sevdirmek biraz da tarihî romanlarla, hikâye ve tiyatro eserleriyle sağlanabilir gibi geliyor bana. Tanzimat neslinde Nâmık Kemal ve arkadaşlarıyla başlayan tarihe ilgi, yazarları konusunu maziden alan eser yazmaya yöneltmiştir. İyi de olmuştur bir bakıma. Çünkü 'resmî tarih' olarak tanımlanan bilgi yığınına kitleler uzun zaman kuşkulu yaklaşmış ve bu malumatın doğruluğundan şüphe etmiştir. Zaman içerisinde bazı keskin hükümlerin değişmesi, temel kabullerin yanlış olduğunun ortaya çıkması bu 'kuşku'nun pek haksız sayılmayacağını göstermiştir. İşte Yavuz Bahadıroğlu gibi yazarlar, resmi tarih anlayışının dışında sivil bakışlar getiren ve orijinal tespitler ihtiva eden bir yaklaşımın temsilcilerindendir. Bu yazarlar eserlerinde, nesillere doğru tarihi aktarmanın heyecanını yaşamışlardır.
Yavuz Bahadıroğlu müstear adını kullanan Niyazi Birinci yazı hayatına gazetecilikte başladı. Niyazi Birinci adıyla pek çok çocuk kitabı kaleme aldı, Can Kardeş adlı bir çocuk dergisini yıllarca yönetti. Günlük gazetelerde siyasî yazılar kaleme alan ve hâlâ yazmaya devam eden edebiyatçımızın tarihî romanları ve romancılığı üzerinde duracağız. Bugüne kadar hakkında tezler hazırlanan, kendisiyle onlarca konuşma yapılan Bahadıroğlu, roman ve sanat anlayışını son derece açık ve net bir şekilde dile getirmiştir.
Bahadıroğlu'nun sanatına geçmeden önce kısaca hayatına bakalım, sonra eserlerine dönelim. Yazar, tarihî romanlarında müstear isim olarak Yavuz Bahadıroğlu'nu kullandığına göre biz de bu tercihe saygılı olacak ve adını o şekilde anacağız.
Yazar 1945'te Rize Pazarcık doğumlu. Ortaokulu 1960'ta bitirdi. Gemicilik (1961), balıkçılık (1965), çay eksperliği (1970), Yeni Asya gazetesinde muhabirlik, istihbarat şefliği, yazarlık (1971) yaptı. 1981'den itibaren Yeni Nesil'de yazdı, Can Kardeş dergisi Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışmalarını sürdürdü (1989). Köprübaşı adlı eseriyle Türkiye Millî Kültür Vakfı'nın 1979'da Roman Teşvik Ödülü’nü, 1982'de Türkiye Yazarlar Birliği'nin çocuk edebiyatı dalında Yılın Yazarı Ödülü’nü kazandı. Yazdığı 100 civarındaki çocuk romanını çeşitli imzalarla yayımladı. Bahadıroğlu'nun dışında Veysel Akpınar, Şeref Baysal, Bahadır Alp, Nurcan Sevinç imzalarını kullandı.
Tarihî roman, hikâye, deneme, araştırma, oyun ve çocuk kitabı olmak üzere yüzden fazla eseri bulunan Yavuz Bahadıroğlu'nun başlıca romanları ise şunlardır: Buhara Yanıyor (1974), Elveda Buhara (1975), Kırım Kan Ağlıyor (1976), Şirpençe (1976), Yolbaşı (1977), Dördüncü Murad (2 cilt, 1982-83), Sunguroğlu (1988) Turgut Alp (1989) ve Endülüs'e Veda (1990).
Kitapları defalarca basılan ve Türkiye'de rekorlar kıran Yavuz Bahadıroğlu'nun romanları sadece tarihle alâkalı değildir. Onun toplum hayatımızın meselelerini işleyen ve Türkiye'nin 1980 öncesi ve sonrasında meydana gelen gelişmeleri tespit eden sosyal romanları da vardır. Ne var ki o, daha çok tarihî romanlarıyla ünlendi ve bu romanlarıyla sevildi. Çok geniş bir okuyucu ve hayran kitlesine ulaştı.
"MESAJIMI ROMANLA VERİYORUM" Tarihî roman yazarı diyoruz ama Bahadıroğlu bu ayırımı kabul etmiyor ve şöyle diyor: "Ben dileklerini, düşüncelerini, görüşlerini kısacası mesajını romanla veren bir insanım. Gün gelir malzemelerimi tarihten alırım, gün gelir sosyal hayattan. Sosyal hayatı yazarken ister istemez politikaya girer insan. Ama bu o gün için politikadır." Bahadıroğlu öncelikle romanın, daha doğrusu romancının bir arayış içinde olduğunu kabul ediyor. "Roman hâlâ kendini arıyor. Tabiatıyla romancıyı da peşinden sürüklüyor. Bize has olanı bir yakalayabilirsek. Ama 'ithal'den 'yerli' yi çıkarmak fevkalâde zor. Belki bu yüzden tekliyor. Yine de sahnenin boş olduğunu iddia etmek fazla kötümserliktir. Bazı parıltılar görülüyor, bazı emareler de seziliyor." Yazı yazmayı bir 'hizmet', inandığı dava için bir 'vazife' kabul eden Bahadıroğlu, bir yazısında sanat anlayışını şöyle özetliyor:
SANAT İNANÇ İŞİDİR
"Sanat, sanat için, inanç içindir. Sanatçı, insanları Ezelî ve Ebedî Sanatkâr'a yaklaştırabildiği ölçüde başarılı sayılır. Sanatçının görevi, cemiyetin özünü aramak, köküne inmek, gerçekler üstü gerçeği bulmak ve sunmaktır. Maksat, Hakk'a ve hakikate hizmet; kalem, takdire mahzar bir vasıta; eser, iyiyi, doğruyu, güzel göstermesi şartıyla muhterem bir mirastır."
Roman sanatındaki arayışlara ve bocalamalara rağmen yazar pek ümitsiz değildir. Türk romanının işaret taşları arasında başta Nâmık Kemal ve Ahmet Midhat Efendi'yi sayıyor. Hüseyin Rahmi ve Halit Ziya da önemli isimler. Kemal Tahir, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın iz bırakan ve kendilerinden sonraki nesilleri etkileyen romancılar olduğunu kabul ediyor Bahadıroğlu. Ama Reşat Nuri ve Kerime Nadir için aynı kanaatte değil. Gerçi Reşat Nuri ile Kerime Nadir'i de aynı kategoriye sokmak biraz zorlama bir tasnif olur. Biri Cumhuriyet devrinin en çok okunan ve sevilen yazarı öbürü, popüler kültürün şöhrete erişmiş kalemi.
Yavuz Bahadıroğlu, özellikle ilk dönemde verdiği tarihî romanlarıyla nesillerin sevgisini kazanmış önemli bir yazarımızdır. Tarih şuurunu ve muhabbetini Bahadıroğlu'nun eserlerini okuduktan sonra elde eden yüz binlerce genç var. Hayatını anlatması istendiğinde yazar, gelip geçen koca ömrü, "Okudum, okudum, okudum, yazdım." diye özetlemektedir. Gerçekten de neredeyse yaşını ikiye katlayan eserleriyle, belki de edebiyatımızda en fazla kitap yazmış yazarlardandır Bahadıroğlu. Günümüzün bir bakıma "hâcc-i evvel"i. Bir yönüyle Ahmet Midhat Efendi, bir cephesiyle Ahmet Râsim... Romandan hikâyeye, piyesten denemeye, çocuk kitabından ansiklopediye, gazetecilikten dergiciliğe, siyasî yazılardan edebiyat kritiklerine uzanan geniş bir edebiyat coğrafyası... Kaleme adanmış bir ömür onunki. Kaleme ve 'kutsal dava'ya... Onu daha iyi tanımak, destansı hayat hikâyesini, düşüncelerini, sanat anlayışını, ideallerini, mefkuresini ve hayâllerini öğrenmek isteyenler İsmail Fatih Ceylan'ın Romancının Romanı: Yavuz Bahadıroğlu isimli esere müracaat etmeli. Kaleme aldığım Romancılar Konuşuyor da yazarla yapılmış iki mülakat yer alıyor. Meraklısına duyurulur.
|