|
1902'de Safranbolu'da doğan yazar, marangozluk, duvarcılık yaptı. 1928'de Çankırı demiryolunda ambar memuru olarak çalıştı. Gazeteciliğe Türkiye Yayınevi'nde başladı. Ev-İş, Yavru Türk, Ateş Çocuklar, Ateş, Cumhuriyet Çocuğu, Binbir Roman, Yıldız, Doğan Kardeş, Hayat dergilerinde çalıştı. Üç padişah, 9 cumhurbaşkanı gören, "Meşrutiyet", "Hürriyet" ve "Cumhuriyet" devirlerini yaşayan Tuğcu, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemini yaşadı, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna ve gelişmesine tanıklık etti. 94 yaşma kadar durup dinlenmeksizin yazdı. 18 Ekim 1996 tarihinde vefat etti. Ölümünün ardından hakkında basın ve yayın organlarında birçok övücü yazı çıktı. En acısı ve şaşırtıcı olanı ise, onu hayattayken önemsemeyen, hakkında iki satırlık yazıyı çok gören kimi eleştirmenlerin methiyelerini ve mersiyelerini ardarda yayımlamaları oldu.
KENDİSİNİ YETİŞTİRDİ Kemalettin Tuğcu, Ahmet Midhat Efendi, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ömer Seyfettin, Mehmet Akif Ersoy neslindendi. Milletimize okuma alışkanlığım kazandırmak için çırpınan, kitabı sevdiren bir yazardı. Toplumumuzda okumaya ve kitaba olan lakaytlığı bildiği için dur durak bilmeden, aralıksız yazdı. Kendisini bekleyen milyonlarca çocuğa kitap yetiştirdi. Bir kitabın çocuk dünyasında ne kadar önemli olduğunu, ruhunda ne büyük fırtınalar koparabileceğini biliyordu çünkü. Zira kendisi de çocukların maceralarını anlatan kitaplarla büyümüştü. Bu sevgi, onu çocuk dünyasına yöneltti. Edebiyat dünyasına 12 yaşında şiirle girdi. Özürlü olduğu için okula gidemeyen Kemalettin Tuğcu, kendi kendisini yetiştirdi. Evde babasına ait kütüphanedeki kitapları okudu tek tek. "Bir defa sakat doğmuşum. Akranlarım okula giderken ben evde ıstırap çekerdim. Dış dünyadan ayrılarak bir hayâl âleminde yaşamaya başlamışım." diyordu. Halil Zenciroğlu'nun sorusuna verdiği cevapta da çocukluğunda edebiyat ve kitapla olan ilk münasebetini şöyle anlatmıştı: "Balkan Savaşı sırasında çıkan Çocuk Dünyası, Talebe Defteri ve Çocuk Bahçesi isminde mecmualar vardı. Çocukluğumda bunları okudum. Jules Verne'nin tercüme edilmiş romanlarını okudum. Babamın da kitap okuma alışkanlığı vardı. Kitapları o alıyordu. Daha çok klâsik tarzda romanlar okudum. Meselâ terbiyevî romanları, içinde bir özü ve çekirdeği olan romanları okumuştum. Diğerlerine pek önem vermedim." Bu mülakatta okuma alışkanlığının aileden geldiğine dikkat çeken Tuğcu, çocukluğunda tarih şuuru veren romanlara büyük alâka duyduğunu belirtiyor. Gök Bayrak, Çocuk Kalbi ve Donkişot ilk okuduğu romanlar...
ÇOCUKLARA OLUMLU MESAJLAR Kemalettin Tuğcu'nun bütün eserlerinde iyinin, güzelin ve doğrunun verilmeye çalışıldığını, iyimser bir bakışın büyük bir çabayla yansıtıldığını hissederiz. Okuyucularının çocuk olduğunun farkındadır yazar. Bu yüzden kara tablolar çizerek hikâye ve romanını bitirmez. Sevindirici gelişmelerle mutlu sona yaklaştırır iyi kahramanlarını... Sanat anlayışını "İnsanları sevindirmeyi seviyorum." diyerek özetler. Nitekim kendisi de hayatin ve insanların iyi ve olumlu yönünü aksettirmek istediğini belirtmektedir: "Çocukları ellerinden tutup adam etmekten zevk alıyorum. Ekseriya fakir çocukları yazdım. Çünkü kendim de aşağı yukarı yoksulluk içinde büyüdüm. Bu yoksulluk biraz da mânevidir. Anası babası ölmüş çocukları ele aldığım oldu ama fazla acı çektirmedim. Hiç kimseyi öldürmedim romanlarımda. Bende intihar ettirme, verem filan bulamazsınız. İnsanlar mutlu kalıyorlar. Ben de onları mutlu etmeyi seviyorum." Çocukların beğenerek okuduğu roman ve hikâyelerini, bazıları küçümsedi, acımasızca eleştirdi ve "edebiyattan yoksun metinler" olarak değerlendirdi. O ise kendisini şöyle savundu: "Ne söyleyeyim, çocuklar veya büyükler beni nasıl biliyorlarsa öyleyimdir. Kitaplarımın edebî niteliği olduğunu savunmuyorum; ama kim ne derse desin ben iyi bir adamım. Kimselere kötülük yapmayı öğütlemedim." Turan Yüksel'in bir sorusuna cevabı şöyleydi: "Yazdıklarım hep güzel biter, umut verir. Yazdıklarımda hiç kimseyi öldürmemişimdir. Çocuklar cinayetten hoşlanmazlar." Tuğcu'nun eserlerinde yalnızlık, acı, ıstırap, keder, üzüntü kısacası insanı hüzne sürükleyecek unsurlar bol olmasına rağmen bunlar, okuyucuyu karamsarlığa itmiyor, kötümser yapmıyor. Bütün beşerî duyguları hisseden ve kitaplarında küçük okuyucularına da hissettirmek isteyen yazar, "tatlı bir hüzün"le ayrılır okuyucunun yanından. Usulca çekiliverir. Okuyucu ile roman kahramanlarını baş-başa bırakıverir.
HERKES KAZANDI Kemalettin Tuğcu'nun kitaplarını geçmişte de günümüzde de basıp satan yayınevleri çok para kazandı. Sinemacılar da roman ve hikâyelerinden senaryolaştırdıkları "Ayşecik" dizi filmleriyle bol bol dünyalık elde ettiler. Ama Kemalettin Tuğcu'dan en çok istifade eden minik okuyucular, çocuklar oldu. 1980'li yıllara gelinceye kadar edebiyat dünyasında ciddî bir şekilde ele alınmayan yazar, özellikle Mustafa Ruhi Şirin'in yönetiminde yayımlanan "Çocuk Edebiyatı Yıllığı 1988"de gündeme getirildikten sonra üzerinde durulmaya başlandı. O her ne kadar "Ben edebiyatçı değilim, içimden geldiği gibi yazdım." diyerek şöhret olmayı reddettiyse de gerek hayatının son yıllarında gerekse vefatından sonra hakkında makaleler yazıldı; kendisine ödüller, plâketler verildi. Küçüklüğünde, özürlü oluşu yüzünden toplumdan dışlanan, bir yazı makinesi gibi çalışıp kitap çıkardığı hâlde edebiyat dünyasında görünmemezlikten gelinen yazar, hayatının son döneminde mutlu sona erişiyordu. Gazeteciler kapılarım aşındırıyor, büyük kurum ve kuruluşlar kendisini mükâfatlandırıyordu. Artık büyük ve iyi bir yazar olarak kabul ediliyordu. Tıpkı hikâye ve romanlarında olduğu gibi acılarla, sıkıntılarla geçen bir ömür saadetle neticeleniyordu. Türkiye'de çocuk edebiyatının yerleşmesine önemli katkıda bulunan yazarlardan Mustafa Ruhi Şirin'in dediği gibi Tuğcu, 1940-1970 arasında daima gündemde kalmayı başarabilmiştir. "Çocukluğumuzun Yazarı" Kemalettin Tuğcu vefat ettiği gün kalabalık bir cemaat tarafından Şişli Camii'nde kılman namazdan sonra Çengelköy’üne götürülerek dualar arasında toprağa verildi. Kemalettin Tuğcu'nun mezarı her yıl 18 Ekim'de ailesinin yaraşıra Çocuk Vakfı yöneticileri ve çocuklar tarafından da Çengelköy’ünde ziyaret ediliyor. Büyükler, çocukluk mimarlarının ruhuna fatiha okurken, minik avuçlar da masalcı dedeye dua için açılıyor. Asırlık yazar, Nuriye Akman'ın bir sorusuna verdiği cevapta şunu söylüyordu: "Cenab-ı Hakk dünyaya 'ol' demiş, olmuş. Siz buna inanıyorsanız mesutsunuz." İnanan ve bu yüzden seven, acıyan bir yazardı Kemalettin Tuğcu. Hayırla yâd ediyor, milyonlarca okuyucusu adına rahmet diliyoruz kendisine.
500 KİTABIN YAZARI Kemalettin Tuğcu, yaklaşık 500 kitaba imza attı. Yaklaşık diyoruz çünkü kitaplarının kesin sayısını kendisi de tam olarak bilememiştir. Bir keresinde basılan kitaplarının 550 olduğunu, ancak kaybolup basılamayan 750 eseri bulunduğunu açıklamıştır. Yazarın bugün birçok yayınevi tarafından basılan ve ilgi gören kitaplarının başlıcaları şunlar: Benden Sonrakiler, İçler Acısı,Yer Altında Bir Şehir, Çocuklar Adası, Yuvadan Uzak, Kimsesiz Adam, Güzel Bir Gün, Altın Bilezik, Benim Babam, Küçük Gazeteci, Kartalın Yuvası, Süt Kardeşler, Köyden Gelen Kız, Balıkçının Kızı, Satılan Çocuk, Kız Evlât, Ana Kucağı, Köydeki Arkadaşım, Annelerin Çilesi, Kuklacı, Sakat Çocuk, Çocuk Hırsızları, Dede ile Torun, Ana Hakkı, Mine'nin Arkadaşı, Mercan Kolye, Ninelerin Ninesi, Son Çocuk, Şehir Çocuğu, Uğurlu Çocuk, İçler Acısı, Kolsuz Bebek, Hırdavatçı Dede, Gece Kuşları, Eski Bir Masal, Deniz Kızı, Çingene Kızı, Çifte Kumrular, Ceylanlı Bahçe, Gülçi Abla, Garip, Sokak Çocuğu, Üvey Baba, Yuvadan Uzak.
|