Felsefe

Fotoğraf

Hüseyin Rahmi Gürpınar PDF Yazdır e-Posta
Edebiyat - Yazarlar

Dört yaşındayken annesinin ölümü üstüne Aksaray'da teyzesi ve anne­annesinin yanında büyüyen (roman­larında yetkin bir gözlemcilikle çizeceği kadın tiplerini de bu çevrede tanıdı) Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mahmudiye Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra özel olarak fransızca öğrendi. Bir süre Mahrec-i Aklam'da (memur yetiştiren bir okul) okudu; 1878'de girdiği Mekteb-i Mülkiye'yi, hastalık nedeniyle ikinci sınıfta bıraktı. Meşrutiyet'ten önce Adliye Nezareti Umûr-ı Cezaiyye (Ceza İşleri) daire­sinde memurluk yaptı, İkinci Ticaret Mahkemesi aday üyeliğinde bulun­du. Bu arada yazdığı ilk yapıtı Gülbahar Hanım adlı oyun, Aksaray yangınında yandı. Ceride-i Havadis' te yayımlanan ilk yazısı İstanbul'da Bir Frenk bir yana bırakılırsa, Ahmet Mithat Efendi'nin Tercüman-ı Haki­katinde tefrika edilen Şık romanıyla tanındı (1889), Tercüman-ı Hakikat ve İkdam'da (1894) art arda yayımla­dığı romanlarla ünü genişledi. 1901' de, daha sonra Şıpsevdi adıyla genişleterek yayımlayacağı Alafrangaromanmın tefrikasının san­sürce yasaklanması üzerine, yazmayı bıraktı ve 1893'te girdiği Nafia Neza­reti Tercüme kalemindeki işiyle uğraştı. 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla memurluktan ayrılarak, yal­nızca kalemiyle geçinmeye başladı. 1908'de Güllâbi, Ahmet Rasim'le bir­likte de Boşboğaz adlı gülmece dergi­lerini çıkardı (Boşboğaz kapatılarak, Gürpınar mahkemeye verildi ama aklandı). Bu dönemde, yalnız gazete­cilikle uğraşan Gürpınar, 1924'te Ben Deli miyim? romanı yüzünden mah­kemeye verildiyse de, kendi roman anlayışını da açıkladığı savunmasın­dan sonra yeniden aklandı, 1969-1943 arasında Kütahya milletvekilliği de yapan Gürpınar, 1912'de taşındığı Heybeliada'da öldü. 

ROMANCILIĞI

Ahmet Mithat Efendi'nin romanla­rını okuyarak onun etkisinde roman yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi Gürpınar, genel olarak romanlarında gerçekçi yöntemi kullanır ve bazı yapıtlarında bu gerçekçiliğin doğalcı bir nitelik kazandığı görülür. Gürpı­nar'a göre, yaratışta hiçbir hayalgücü doğa kadar zengin ve renkli olamaz; roman ahlakın aynasıdır; onun objek­tifi, gördüğü manzarayı alır. Bu nedenle Gürpınar, çağdaşı olduğu Servet-i Fünun romancılarının ter­sine, Ahmet Mithat Efendi gibi, romanı toplumu eğitecek ve çağdaşlaştıracak bir araç olarak görür. Konularını sınıflandırırsak, onun hem gerçekçi hem de öğretici tutumu açıkça görülür: Batı'ya yöneliş döne­minde kökünden kopup topluma yabancılaşan züppeler (Şık, Metres, Şıpsevdi, Tutuşmuş Gönüller, vb.); büyük ailenin çöküşü, kalabalık ailelerdeki trajikomik olaylar, karı-koca ve gelin-kaynana geçimsizlikleri, görücü ile evlenmenin acıklı sonuç­ları (Tesadüf, Son Arzu, Cehennem­lik, Nimetşinas, Kuyruklu Yıldiz Altında Bir İzdivaç); batıl inançlara kapılmış Osmanlı orta tabakasının çağdaş bilim karşısındaki acıklı durumu ve bu nedenle açıkgözlercı sömürülmeleri (Cadı, Gulyabani Efsuncu Baba, Muhabbet Tılsımı Şeytan İşi); değişen toplum yapısında kadın ve çocukların güvensi ortamı (İffet, Hakka Sığındık, Billûr Kalp);akıl ve ruhbozuklukları(Mezarından Kalkan Şehit, Kaynanar Nasıl Kudurdu, Ben Deli miyim' Utanmaz Adam); suç ve suçluyu yaratan toplumsal çevre (Eşkiya İninde Kesikbaş). Bütün bu konu çeşitleriyle Osmanlı toplumunda ege men olan yapıya getirdiği yergi,onu gerçekçiliğin kaçınılmaz sonucu ola bilimselliğe inancından kaynaklanır Yergiyi, yapıtlarına gülmece öğelerini doldurarak yaparken, amaç eğlendirmekten çok eğitmektir. Her sınıftan insanın işlendiği romanları, kişiler bakımından zengindir Abdülhamid II döneminden Cumhuriyet'e kadar İstanbul'un konak yalılardaki, kenar mahallelerde meyhanelerdeki, eğlence yerlerinde dedikoducu mahalle kadınlarını, zenci bacıları, külhanbeyi ve mirasye tiplerini, esnafları, taşralıları, çingeneleri, tatlısu frenklerini, delileri işleyen Gürpınar'ın romanlarında dilleri kılıkları, düşünce yapıları, gelenekriyle bütün bir İstanbul folkloru buluruz. Bu nedenle Gürpınar romanları töre romanı diye nitelendirilebilir. Ne var ki, bu insan kalabalığı, romanın gerektirdiği karakterleri oluşturmaktan çok, romancının istediği gibi davranan ve onun toplum, din, yaşam, bilim gibi konularda düşüncelerini söylemekte araç olarak kullandığı tipler yığınıdır. Gürpınar benimsediği roman yönteminin Zola' nın deneysel roman yöntemi oldu­ğunu açıklar; ancak Zola gerçekçili­ğinin temel özellikleri olan olaya ve kişilere karşı yansız olma, toplumsal yarar ve öğreticilikten uzak durma gibi özelliklerine uymaz. Ahmet Mit­hat Efendi'nin etkisiyle,romandan toplumsal yarar bekleyerek öğretici­liğe yönelir.

 

Gürpınar'ın romanlarında ana olayın yanı sıra,ayrıntılı olarak işlenen yan olaylar, ikincil kişiler, romanları ge­rek kurgu, gerekse geliştirme yönün­den dağınık kılar.

 Gürpınar'ın dili, geniş halk yığınla­rına yöneldiği için, çağdaşı Servet-i Fünuncuların tersine oldukça yalın­dır, ama çalakalem yazması, bir roman dili yaratma çabasından çok yalnızca olayı öykülemeye eğilimli olması, dilinin kusurlu olmasına yol açmıştır. Buna karşılık, ağız taklitle­rinde ve diyaloglarda yalın ve başa­rılı bir dil tutumu vardır. Gürpınar'ın öyküleri romanlarındaki özellikleri taşırsa da, yan olaylar ve kişiler en aza indirildiğinden daha derli topludur 

Eserleri: 

Roman: Şık (1888); Mutallaka (1898); İffet (1898); Mürebbiye (1898); Bir Muadele-i Sevda (1899); Metres (1899); Tesadüf (1900); Nimetşinas (1901); Şıpsevdi (1911); Sevda Peşin­de (1912); Kuyruklu Yıldız Altında Bir izdivaç (1912); Cadı (1912); Gulyabani (1912); Toraman (1919); Hayattan Sahifeler (1919); Son Arzu (1922); Tebessüm-i Elem (1923); Efsuncu Baba (1924); Cehennemlik (1924); Ben Deli miyim? (1925); Billur Kalp (1926); Tutuşmuş Gönüller (1926); Evlere Şenlik: Kaynanam Nasıl Kudurdu? (1927); Muhabbet Tılsımı (1928); Kokotlar Mektebi (1929); Mezarından Kalkan Şehit (1929); Şeytan İşi (1933); Utanmaz Adam (1934); Eşkiya İninde (1935); Kesik Baş (1942); Gönül Bir Yel Değirmenidir, Sevda Öğütür (1943); Ölüm Bir Kurtuluş mudur? (1945); Dirilen İskelet (1946); Dünyanın Mih­veri Kadın mı Para mı? (1949); Deli Filozof (1964); Kaderin Cilvesi (1964); Can Pazarı (1968); İnsanlar Maymun muydu? (1968); Ölüler Yaşıyor mu? (1973); Namuslu Kokotlar (1973). 

Öykü: Kadınlar Vaizi (1920); Meyha­nede Hanımlar (1924); Katil Buse (1933); Namusla Açlık Meselesi (1933); İki Hödüğün Seyahati (1933); Tünelden İlk Çıkış (1934); Melek Sanmıştım Şeytanı (1943); Eti Senin, Kemiği Benim (1963).  

Tartışma: Cadı romanını eleştiren­lere verdiği yanıtları içeren Cadı Çar­pıyor (1913); Şakavet-i Edebiye (1913). 

Oyun: Hazan Bülbülü (1916); Kadın Erkekleşince (1933); Tokuşan Kafa­lar.

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle