|
SOHBET; Bir konuyu fazla derinleştirmeden, karşımızdakiyle konuşuyormuş hissini verecek şekilde anlatan fikir yazılandır. Yazar, kişisel görüşlerini bir söyleşi sıcaklığıyle anlatmaktadır. Sohbet, başka bir deyimle, karşılıklı konuşma, insanlara en fazla zevk veren bir sanattır. Hoş sohbet bir kimse olmak için, herşeyden önce, kendinizi en fazla ilgilendiren konuları bulmalı, bunîan gayet canlı bir dille anlatabilmek yeteneğini elde etmelisiniz. Hoş sohbet bir kimse olarak tanınmak için yalnız ne söyleneceğini bilmek yetişmez, nasıl söyleneceğini de bilmek gerekir. Hoş sohbet olmak için; zihnen çabuk, terbiyeli olunuz. İyi bir sohbet aklın ve zekânın aynasıdır. İyi konuşmak için, iyi dinlemek şarttır. Egoist olmayınız. Konuşmanız gereken yerde konuşunuz. Monotonluktan sakınınız. Konuşurken sesinize canlılık, vücudunuza hareket veriniz.Sempatik olunuz; konuştuğunuz kimsenin sözlerine içten bir ilgi gösteriniz. Sohbeti ustalıkla idare etmesini; kırıcı konulardan uzaklaşmasını biliniz. Nüktedan olunuz. Nüktedan olanlar çok defa aranan, söyledikleri zevkle dinlenen kimselerdir. SOHBET YAZISI Sohbette, herkesin ilgileneceği konuları seçmek gereklidir. Bir operatörün, o gün yaptığı ameliyatı, teknik terimlerle yüklü olarak anlatması sohbet olamaz; sohbeti konferanstan ayıran özellik buradadır. Sohbette, anlatanın hep kendisinden söz açması doğru sayılmaz. Konunun dar, kişilik çevresi içinde sıkışıp kalması onu «dertleşme» ve «hasbihal» durumuna getirir. Sohbetin belirli bir konusu yoktur: yerine ve zamanına göre sıkıcı olmayan her konuşma, sohbet konusu olabilir. Sohbetlerin çoğu günlük sanat olaylarını, genel konuları ele alır. Makaleden farkı, daha senli benli, daha samimî içten ve daha cana yakın bir dille yazılmış olmasıdır.Makale türünün çeşitleri arasında sayılan sohbet yazılarında; konunun ağırlığı üslûbun yumuşaklığiyle giderilmeli; konuşuyormuş gibi bir yol tutulmalıdır. Sohbet; insan özyapısıyle kaynaşmıştır; onsuz yaşayan doğadan uzaklaşmış olur. KÖLCSEY GÜZELLİK (ÖRNEK SOHBET YAZISI) Bilmem ben kendime çekidüzen vermesini, derviş gibiyimdir. Berbere uğramağa üşenip sakal bir karış, saçlar öylesine, günlerce dolaştığım olur. Bir Mehmet Beyimiz vardı, çoktan öldü, rahmet dilemiş olacak, hatırlayıverdim. Tanışır, konuşurdum ama, adımı hiç mi merak etmemiş, yoksa unutumuvermiş, nedir? Bir gün benim için: «Hani saçı sakalı akar gibi bir adam geliyor buraya, o işte.» demiş, duyanların hepsi de anlamışlar ben olduğumu. Bana da söylediler hoşuma gitti, doğrusu tam bulmuş rahmetli. Çamurdan kaçınmağı bir türlü beceremem: çoraplarım hep düşer; yakamla boyunbağımm biri bir yandadır, biri bir yanda; cigara külüne bulanmışım, ona da aldırmam... Dedim ya, derviş gibiyimdir. Eeee! ne yapalım? Fikir adamıyım, bilim adamıyım ben; derin derin düşüncelerimden çıkıp da süslenmeğe, dış güzelliklerle uğraşmaya ayıracak vaktim mi var benim? Okuyup da içimi bezeyeyim, kafamı donatayım, yeter bana. Ama görenler beni beğenmeyeceklermiş, varsınlar beğenmesinler! Öyle görünüş düşkünü kimselerin diyeceklerinden bana ne? Ben geçici şeylerle, istedik mi çıkarıp atabileceğimiz şeylerle değil, bizim ta içimize işleyen, benliğimizi yoğuran meziyetlerle övünen insanlardanım; onlarla yetinmeyip bir de dışa bakanlar uzak olsunlar benden, onlarla düşüp kalkmak ister miyim ben? Bilirsiniz beni, bilirsiniz de inanmazsınız bu son dediklerime. Saçımın, sakalımın akar gibi olduğu, benim kendime çekidüzen vermesini bilmediğim doğrudur ama övünülecek şey mi bu? Süslenmek, bezenmek benim elimden gelmez ama süslenmeği, bezenmeği kötülemeğe kalkanlara pek kızanm. Adam dediğin üstüne başına da bakmalıdır; yalniz temiz giyinmesi de yetmez, kendine yakışacak şeyleri bulmalı; güzel olmağa, kendini beğendirmeğe çalışmalıdır. Güzel olmak... «Ya yaradılıştan güzel değilse?» demeyiniz; en çirkin, en biçimsiz insanlar dahi, biraz zevkleri varsa, o çirkinliklerini, biçimsizliklerini örtmenin, başka güzelliklerle karşılarındakilere unutturmanın yolunu bulurlar. Süslenirler, bezenirler, öylelikle olsun kendilerini, karşılarmdakilere şirin gösterirler. Ben yaradılışımdan güzel değilim» deyip de boynunu bükmek olur mu? Medeniyet dediğimiz bir bakıma, tabiatla savaşmak, tabiatı olduğu gibi bırakmayıp düzeltmek, insanoğlunun istediği hale getirmek değil midir? öyle olunca insanlar arasındaki çirkinlikleri de, «Ne yapalım? Öyle doğmuş onlar!» deyip çirkin bırakamayız, onları da elimizden geldiğince güzelleştirmek borcumuzdur. Bittabi kendimizden başlayarak. Bu söylediklerimin kendimi de kötülemek olduğunu biliyorum. Benim işime gelmiyor diye doğruyu saklayayım da işime gelecek doğrular mı uydurayım? Üstüne başına bakmayan, kendine bir çekidüzen vermeğe özenmeyen adam gerçekten medenî bir adam değildir. Bir kere öyle kimselerde çevrelerindekiiere bir aldırışsızlık vardır. Çevrelerindekilere gerçekten aldırsalar, onları gerçekten düşünseler kendilerini onlara beğendirmek isteseler, «Ben böyle sallapati gezerim, korkunç bir suratım olur, gene de başkalarının arasına girerim, benimle konuşurlar, konuşmağa mecburdurlar.» demek kendilerini beğenmenin, büyüklenmenin ta kendisi değil midir? Nurullah ATAÇ
|