|
PORTRE; konusu insan olan resim; bir kimseyi okuyucuya tanıtmak gayesiyle o şahsı tasvir etmektir. Portrelerde en çok bir insanın, bazen bir hayvanın fiziksel ve tinsel yönden tasvirleri yapılır. Portrelerin bazılarında fiziksel portre ile tinse-lruhsal portre birbirinden ayrılır, bazen de dış ve iç görünüşle ilgili ayrıntılar, yazının bütünü içine ustaca serpiştirilir. Fiziksel portre; tanıtılmak istenen kimsenin dış görünüşünün; yüzünün, boyunun, giyinişinin, hareketlerinin tasviri. Tinsel yani ruhsal portre; tanıtılmak istenen kimsenin iç âleminin, fikirlerinin, duygularının, zevklerinin, alışkanlıklarının, meziyetlerinin, kusurlarının, kısaca karakterinin tasviridir. Başarılı bir portre yazısı için; dış gözlem yoluyla fiziksel portre; iç gözlem yoluyla tinsel portre yapılmalıdır. Dış gözlem yapılırken; anlatılan kimsenin genel, belirtisiz çizgileri bir yana bırakılmalı, belli başlı özellikleri kalın çizgileriyle ortaya çıkarılmalıdır. Yazı ile portresi çizilen şahıs, ne derece, yaşantılı, ne derece canlı, üzerimizde ne derece gerçek etkisi bırakabiliyorsa potre o derece başarıya ulaşmıştır. Portreye fiziksel yönden girmek gerekirse de, çoğunlukla fiziksel ve tinsel portre birbirine karışmış durumdadır. PORTRE YAZMA İnsanı, dış ve iç görünüşleriyle tanıtıp canlandırmak gayesinden doğan portre; masallarda, hikâyelerde, romanlarda ve diğer kompozisyon türlerinde bir kerede yazıldığı gibi, parça parça serpiştirilmiş bir halde de olabilir. Fiziksel portre yazılırken, o kimseyi diğerinden ayıran dış özellikler belirtilmelidir. Anlatılan kimsenin, saçı, rengi, yüz çizgileri, burnu, gözleri, kirpikleri, kaşları, ağzı, dişleri, kulakları, vücudu, hareketleri, duruşu, kılık kıyafeti, giyinişi orijinal bir görüşle ortaya konulmalıdır. İç görünüşü anlatan tinsel portrede ise, anlatılan kimsenin davranışları, düşünceleri, alışkanlıkları akıcı, ilgi çekici bir üslûpla canlandırılmalıdır. Portresi yapılan kimsenin karakterini belirten sözlerine de yer vermek portreye ayrı bir özellik kazandırır. ATATÜRK( PORTRE ÖRNEĞİ) Gördüğüm fotoğraflara göre, biraz şişman, biraz yorgun, biraz hatları kalınlaşmış bir bedenle karşılaşacağımı sanırken, kapıdan bir ışık dalgası halinde giren toplu bir kuvvet ve hayat kaynağı ile birden gözlerim kamaştı: Bebekleri en garip ve esrarlı madenlerden yapılma bir çift gözün mavi, sarı, yeşil ışıklarla aydınlattığı asabî bir çehre. Yüzde, alında, ellerde bir sağlık ve bahar rengi. Düzgün taranmış, eksiksiz, sarı genç saçlar. Bütün zemberekleri çelikten, ince, yumuşak, toplu, gerilmiş, taptaze bir uzviyet. Altıyüz senelik bir devri bir anda ihtiyarlatan adamın çehresi gibi ilâhlarınki gibi, yıpranmış bir başın hiç bir izini taşımıyor. Alevden coşkun bir nehir halinde, eski tarihin bütün yıkıntılarını süpüren ve yeni bîr cihanın kuruluşuna yol açan fikirler kaynağı o baş bir yanardağ tepesi gibi, taşıdığı ateşe kayıtsız, mavi gök altında sessiz ve gülümseyerek duruyor. Kendi yarattığı şimşekli bulutlardan, fırtınalardan ve etrafına döktüğü feyizli sellerden yegâne müteessir olmayan, meğer O'nun genç başı imiş. O günün benim için en büyük nimeti, o efsanevî başı, yakından görmem olmuştur. AHMET HAŞİM
|